Ana Sayfa » Makaleler » İdris ERSOY » ZOR OLANI SEÇMEK: HİZMET-İŞ’İN YOL HARİTASI “BÜYÜMEK” DEĞİL, “DÖNÜŞTÜRMEK”

ZOR OLANI SEÇMEK: HİZMET-İŞ’İN YOL HARİTASI “BÜYÜMEK” DEĞİL, “DÖNÜŞTÜRMEK”

HİZMET-İŞ Sendikası bugünlere tesadüfen gelmedi; kolay olanı seçerek de gelmedi. Bu yürüyüş, çoğu zaman riskli görülen alanlara girilerek, “olmaz” denilen işlerin üzerine gidilerek şekillendi. Çünkü mesele hiçbir zaman sadece büyümek, sayı artırmak, tabloları kabartmak değildi. Mesele; görmezden gelinen, kimsesiz bırakılan emekçinin yanında durabilmekti.

Sendikal mücadeleye yalnızca üye sayısı, aidat hesabı ya da gündelik kazanımlar üzerinden bakmak, fotoğrafı küçültür. Elbette örgütlülük büyüklüğü önemlidir; ama asıl soru şudur: Kimin hayatı değişiyor? Hangi emek görünür oluyor? Hangi hak kalıcı hale geliyor? HİZMET-İŞ’in çizgisi bu sorulardan hiç kopmadı.

Bir dönem “taşeron örgütlenmesi” denilen alan, çoğu kişinin uzak durduğu bir alandı. “Örgütlenemez” deniyordu. “Kadro hayal” görülüyordu. Tam da bu yüzden HİZMET-İŞ taşeron işçinin yanına gitti. Çünkü taşeronluk yalnızca bir çalışma biçimi değildi; aynı işi yapanların farklı haklara mahkûm edildiği, güvencesizliğin normalleştirildiği bir düzenin adıydı. Bir milyon taşeron işçinin kadroya alınması, yalnızca idari bir düzenleme olarak okunamaz. Bu, ayrı tutulanların aynı haklara kavuştuğu tarihsel bir emek mücadelesiydi. Dünyanın pek çok yerinde kamu hizmetleri taşeronlaştırılırken, Türkiye’de işçinin kamu işçisi yapılması emeğe yakışan bir duruştu.

O gün Kocaeli’nde bu büyük mücadelenin bir parçası olduk. Şube başkanı olarak yalnızca masalarda değil; sahada, işyerlerinde, baskının ve belirsizliğin tam ortasında durduk. Çünkü örgütlenme, sadece imza toplamak ya da prosedür işletmek değildir; işçinin korkusunu azaltmak, umudunu büyütmek, hak arama iradesini diri tutmaktır. Bugün Kocaeli Şubemiz 13 bini aşkın üyesiyle sendikamızın ve Türkiye’nin en büyük işçi şubelerinden biriyse, bunun nedeni yalnızca sayıların büyüklüğü değil; taşeron işçiye verilen değer ve bu yola duyulan inançtır.

Bugün benzer bir hikâye ev işçilerinde yaşanıyor. Kimsenin görmediği, hukukun kıyısında bırakılan, evlerin arka planına sıkıştırılmış bir emek alanı… Ev işçiliği çoğu zaman “yardım” gibi görülüyor; oysa bu, gerçek bir çalışma ilişkisidir. Ücret vardır, emek vardır, zaman vardır, yıpranma vardır. Ama çoğu zaman kayıt yoktur, düzen yoktur, güvence yoktur. Bu görünmezlik, yalnızca ev işçisini değil, toplumu da zayıflatır; çünkü kayıt dışılık arttıkça sosyal güvenlik sistemi zorlanır, çalışma barışı bozulur, adalet duygusu aşınır.

Üyelerimizin güçlü desteği ve teveccühüyle genel merkezde sorumluluk üstlendikten sonra, yine herkesin uzak durduğu bir alana yöneldik. Yine aynı sorular soruluyor: Bunu niçin yapıyorsunuz? Aidat yok, üye sayısına katkı yok, iş kolu tartışmaları var. Bu sorulara verilecek en gerçekçi cevap şudur: İnsan var. Emek var. Üstelik en çok yalnız bırakılan emek burada var. Sendikacılık, yalnızca güçlü alanlarda rahat yürümek değil; en çok ihtiyaç duyulan yerde yük taşımaktır.

Ev işçilerinin örgütlenmesi, kısa vadeli hesapların değil, uzun vadeli aklın işidir. Çünkü bu alan kayıt altına alındıkça belirsizlik azalır, standart oluşur, hak arama kanalları açılır, istismar ihtimali düşer. Emeğin saygınlığı güçlendikçe, çalışma ilişkisi de daha insani ve daha sürdürülebilir hale gelir. Bu yönüyle ev işçileri örgütlülüğü, bir istatistikten ibaret değildir; sendikal hareketin vicdanıdır. Emeğin sadece fabrikada değil, evin içinde de var olduğunu hatırlatma çabasıdır.

Taşeron mücadelesinde hangi soruyu sorduysak, bugün ev işçileri için de aynı soruyu soruyoruz: Bu insanlar yalnız mı kalacak? Sayıları 100 bine yaklaşan ev işçisi örgütlülüğü, sadece bir hedef değil; sendikal sorumluluğun, sosyal adalet arayışının somut karşılığıdır. Çünkü örgütlenmenin gerçek değeri, en çok da kimsenin bakmadığı yerde ortaya çıkar.

HİZMET-İŞ’in çizgisi değişmedi. Dün taşeronda ne yaptıysak, bugün ev işçilerinde de aynısını yapıyoruz. Ezileni yalnız bırakmamak, yok sayılanı görünür kılmak, güvencesizliği kader olmaktan çıkarmak. Bu sendika, sadece hesap yapanların değil; haksızlığa hesap soranların sendikasıdır. Ve emek mücadelesi, en çok da en zor yerde, en sessiz alanda, en görünmeyen emekte anlam kazanır.

Unutmayın: Emeğin görünmediği yerde, HİZMET-İŞ görünür olur.