Ana Sayfa » Makaleler » Mahmut ARSLAN » Varoluşumuz İtiyatlara (Alışkanlıklara) Değil, İhtiyaçlara Bağlıdır

Varoluşumuz İtiyatlara (Alışkanlıklara) Değil, İhtiyaçlara Bağlıdır

Gelecek endişesi taşıyor muyuz?

Gelecek endişesi insanlar gibi kurumların da gündemini meşgul eden temel konulardandandır. ‘Gelecekte varolabilecek miyiz?” veya “gelecekte nasıl varolacağız?”sorularına verilecek cevaplar da bu endişenin giderilmesi için önemlidir. Bu soruların cevaplarını sadece sözden ibaret bırakmak, gelecek endişesini cevaplamak değil, geleceği köreltmek, yoketmek anlamına gelir.

Gelecek, bütünüyle önceden tesbit ve tayin edilemez. Gelecek üzerine reel politikalar üretilemez. Doğru… Ancak; insanların ve onların oluşturduğu organizasyonların/kurumların gelecek tasavvurları her zaman var olmalıdır. Bu tasavvurlarını diri tutmalıdırlar. Bu tasavvurlar o kurumların gelecekteki yapılarının şekillendiricisi ve muhtevasının omurgasını oluşturacaktır.

Hiç şüphesiz geleceğe ilişkin perspektifler geçmişin birikim ve tecrübelerinden bağımsız düşünülemez. Oluşan birikimin oluşacak gelecek şartları oluşturabileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü geleceğe ait kaygılar taşıyan her kurum geçmişten kopamaz.

Öncelikle gelecek endişesi, peşinden de bu endişeye bağlı olarak gelecek tasavvuru olmayan hiçbir insan ve kurumun geleceği olamaz. Bu tıpkı, nereye gideceğini bilmeyen fakat hızlı hızlı yürüyen birisine “yolun nereye?” diye sorduklarında “ben bilmem rüzgâr bilir, düştüm yelin önüne!” cevabını hatırlatıyor bize.

“Nereye gideceğini bilmeyene hiçbir rüzgâr yardım etmez” gerçeği, öncelikle bir gelecek vizyonu üretebilmenin gerekliliğine işaret eder. Bugünkü şartların gelecekte nasıl bir şekil alacağı (nasıl bir geleceğe doğru gideceği) mutlak olarak kestirilemez ancak geleceğe ait izleri taşıdığı gözönüne alındığında o izleri doğru takip edebilmek gerekir. Onun için öncelikle geleceğe doğru yol döşenmeli.. Yani yürünecek yol.. Yoksa “ayaklarım beni nereye götürürse oraya” cinsinden bir teslimiyet varoluşun sonu demektir.

Gelecek endişesi ve tasavvuruna ilişkin bu temel düşüncelerimizi hiç şüphesiz ki sendikal vizyon ve misyonumuz şemsiyesinde söylüyoruz. Yoksa nereye varacağı, neleri getirip-götüreceği belirsiz birtakım genellemelerle zaman ve sayfa doldurma çabasında değiliz.

Söylediklerimizi yürüyüş kulvarımıza indirgeyerek soralım: Genelde sendikal hareket olarak, özelde de Hak-İş misyonuna sahip insanlar olarak gelecek endişemiz var mı? diye sormanın son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü varoluşu itiyattan (alışkanlıktan) değil ihtiyaçtan kaynaklanan bir örgütlenme hareketinin aynı zamanda soracağı temel sorulardan birisi de özeleştiri bağlamında “gelecek endişemiz var mı?” olabilmelidir. Bu cesaretle sorulabilmelidir. Bu sorunun hemen devamında da “Gelecek tasavvurumuz var mı?” sorusunu sorabiliyor muyuz? Eğer sorabiliyorsak, endişelerimizi yarınlarda varolabilecek bir reel zemini hazırlayabiliyoruz demektir.

Evet…

İtiyattan (alışkanlıktan) kaynaklanan bir varoluşla ihtiyaçtan kaynaklanan varoluş arasındaki tercih; sadece bugünümüzü değil geleceğimizi de belirleyecektir. 

Burada önemli bir tehlikeye de işaret etmek gerekiyor. Önceleri ihtiyaçların bir sonucu olarak (haklı ve meşru zeminler üzerinde) doğan, gelişen ve büyüyen kurumlar sürekli bu ihtiyaç zemini üzerinde mücadele ve faaliyetlerini sürdürmeleri gerekirken birdenbire (farkında olarak veya olmayarak) bu ihtiyaç zemini itiyat zemini haline gelmekte ve giderek varlıkları sorgulanır olmaktadır.

Bu gerçeği asla gözden kaçırmadan, sendikal zeminin dış etkilere, yıpranmaya, yabancılaşmaya açık olduğunun idrakinde olarak; sendikal misyonumuzu (niçin varolduğumuzu) sürekli test ederek yürümek zorundayız.

Hak-İş ve Hizmet-İş’in sendikal misyonu, varoluşumuzun sadece bugünle ve bugünkü işçi kuşağıyla değil, yarınla ve yarınki işçi kuşağıyla, onların zihniyet ve davranış kalıplarıyla doğrudan ilişkili olduğu bilinciyle hareket etmeye zorluyor! Bu zorluk ve zorunluluk bizim vazgeçilmez, ertelenemez ve devredilemez misyonumuzun özünü teşkil ediyor.

Hazan mevsimi beklentisi içerisine girmeden, asla bir hazan psikolojisine kapılmadan gelecek endişemizi gelecek tasavvuru haline getirmenin çabası içerisindeyiz. Çünkü “Daldan düşen yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder.” bilincini taşıyoruz.

İnsanların beşerî ilişkilerde ölümle sonlanan fiziki hayatının aksine; kurumların hayatı değişerek, dönüşerek, yenilenerek yani kendini sürekli ihtiyaç halinde tutarak devam eder.

Bu bilinç ve sorumluluk içerisinde tekrar soruyor ve cevaplıyoruz:

Dün olduğu gibi bugün ve yarın da sendikal varoluşumuzu itiyatlar (alışkanlıklar) değil, ihtiyaçlar belirleyecektir. Bunun için de gelecek endişemizi (sadece maddi unsur ve formattan ibaret olmayıp, manâ ve muhtevamızla) gelecek tasavvuruna dönüştürme çabamız devam edecektir.

Şunu da cesaretle söyleyebilmeliyiz: Yarınlarda varolabilmek için ihtiyaçlar doğrultusunda kurumsal değişim iradesi ve kararını bugün verebilmeliyiz. Aksi takdirde değişen dünya ve Türkiye şartlarının bize ihtiyacı kalmayabilir! Yarın geç olmasın diyoruz !

Meşhur özdeyişle bitirelim: “nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir!”

Biz de diyoruz ki: Nereye gideceğinin bilincinde olan kurum için tüm şartlar uygun şartlardır. Yeter ki fırsat rüzgarlarına karşı imkan ve ihtiyaç yelkenlerini açabilelim.

Not: İtiyat, alışkanlık demektir.

Kaynak: Hizmet-İş Dergisi, Sayı:120 (Mayıs 2006), s.2-3.