Ana Sayfa » Makaleler » Mahmut ARSLAN » Sendikaların “Değer Üretebilme” Kapasitesi

Sendikaların “Değer Üretebilme” Kapasitesi

Küreselleşme sürecinin yoğun olarak yaşandığı ve artık kutuplarda bile etkisini gösterecek bir yayılma sürecine girdiği bir dünyada, bu yayılma hızına ayak uyduramayanların sadece pasif bir tepkiyle yaşamlarını sürdürebilmelerinin şartları artık kayboluyor. Bu süreçte ya aktif olarak yer alacağız ya da sürecin etkilerini bütün hücrelerimize kadar yaşayıp kimyamız bozulacak ve kaybolup arkeolojik malzeme haline geleceğiz.

Bu bakış açımız bir şartlanmışlığın, bir yılgınlığın, bir teslimiyetin ya da bir abartının ifadesi midir?

Hayır! Aksine, sürekli vurgu yapıla yapıla ve gerekli gereksiz kullanıla kullanıla gerçeklik zeminini neredeyse kaybedecek bir olgudan bahsetmek istiyoruz.

Bu bakış açımız hem İnsanlar, hem de kurumlar için sözkonusudur.

Aynı küreselleşme süreci, bir yandan Sivil Toplum Örgütlerini aktif olarak öne çıkarırken, diğer yandan sivil toplum örgütlerinin sivilleşme kapasitesinde aktif bir büyüme olması gerekirken bu büyüme bir muhteva büyümesinden çok fiziki büyümeye de yol açmışa benziyor.

Kuşkusuz sivil toplum örgütlerine ilişkin bu tesbitlerimiz ülkemize ilişkindir.

Bizim tarihsel birikim ve tarihi-toplumsal yapımızda; birebir karşılığı olmasa da bugünkü modern anlam ve işlevde örnekleri yoğun olarak görülen sivil örgütlenmelerin varlığını görebiliyoruz. Bunun uzantısı olarak bu örgütlenmelerin modern şartlar ve modern kurumlar halinde ortaya çıkabilmesi, konulabilmesi gerekmektedir.

Adıyla sivil toplum örgütlerinden değil fonksiyonlarıyla yani anlamının işleviyle örtüşdüğü sivil toplum örgütlerinden bahsediyoruz.

İnsanlar gibi kurumların da varlıklarını sürdürebilmeleri değerlerine bağlıdır. Fonksiyonların sözkonusu olduğu yerde de yaşayan ve yaşayabilecek değer üretme kapasitesi gündeme gelir.

Değer, insanın veya kurumların hayatiyetini sürdürebilmeleri için uğrunda mücadele verdikleri ilkeler, prensipler, kriterler, ölçüler, vs.’dir. Burada önemli olan “değer” kavramı değil, ortaya konulan, “onun için mücadele verilen”dir.

Sendikal mücadele alanında hala eski, arkaik, dönemini kapatmış, müzelik değerlerin hayattan kopuk, sözel olarak sürdürülüyor olması, sendikaların bir anlamda “değer üretme kapasiteleri”nin donduğunu da ortaya koymaktadır. Sadece “tepkiye kilitlenmiş”, ilkel sanayi çağının mekanik üretim ilişkilerinin öne çıkardığı “sendikal değer”ler yerine yüzyılımızın üretim ilişkilerinde emeğin rolünü örten, hatta dışlayan bir süreçte, sendikaların kurumsal yenilenmelerinin yanında “değer üretme kapasiteleri”nin farkına vararak “yeni değerler” üretmeleri mutlak zorunluluk arzediyor.

Bu zorunluluğun farkında olunabilmesi için her şeyden önce bu değerlerin “ihtiyaç” olduğunun bilincine varacak yetkinlikte insani ve kurumsal bir yapı bulunmalıdır. Eğer böyle bir ihtiyacı hisseden sendikal yapı yoksa ne değer üretme, ne de üretilen değerlerin farkına varma sözkonusu olabilir.

“Değer”ler canlı bir organizmanın sürekliliği için gerekli olan gıdadır. Organizma yani kurumsal yapılar (Sendikalar, örgütler) bunlarla yenilenir, canlılıklarını korur. Tüm canlılar gibi kurumsal yapılar (sendikalar) da yaşayabilmek için değer üretmek zorundadırlar. Ülkemizde artık eski değerlerle yeni yapılar oluşturulamayacağı belirgin hale gelmiştir. Sendikaların değer üretme kapasitesini gerekli ve zorunlu kılan hareket halindeki yaşamlarıdır. Yani varoluşlarıdır. Varolacaklarsa yeni değerlere ihtiyaçları vardır ve üretmek zorundadırlar. Sanayi çağının değil, enformasyon ve bilgi çağının değerleri üzerinde kafa yormak, gelişimlerini bu yöne kanalize etmek artık kaçınılmaz hale geliyor.

Bilgi ve Hizmet üretim ve sunumunun tüm sektörlerin lokomotifi olduğu günümüz dünyasında, sendikaların da bunu görerek bu yönde değerler üretmelerinin zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz.

Avrupa Birliği’nde toplam GSMH’nın yüzde 70’i bilgi ve hizmetlerden elde edilmektedir. Onun için Avrupa Komisyonu’nun Hizmetlerden Sorumlu Üyesi Charlie McCreevy’in “Son yıllarda salyangoz hızında büyüyoruz. Artık bilgi ve hizmetler sektörüne odaklanmamız gerektiğini söylemek için matematik dahisi olmaya gerek yok..” tesbiti (Milliyet 20.2.2005) bizim de sendikal kültürümüzü bu yönde dönüştürmek yani değer üretme kapasitesini hem gözden geçirmek hem de üretim sürecini hızlandırmak zorunda olmamız gerektiğini ihtar ediyor.

Kuşkusuz değerlerin niteliği sendikaların da niteliğini belirler. Onun için üretimin içinden, emeğin içerisinden, yeni endüstriyel ilişkiler ağından yeni değerler üretme çabası sendikaların yaşam biçimi haline gelebilmelidir.

Bu bağlamda sendikalar;

Üretim biçimlerinde yeni değerler,
Örgütlenme biçimlerinde yeni değerler,
Eğitim biçimlerinde yeni değerler,
Hak arama biçimlerinde yeni değerler,
İş ve işçi tanımlarında yeni değerler üretmeyi,

en azından deneme sürecine girebilmelidirler diye düşünüyorum.

Temel, kalıcı üst değerlerle, bunlara bağlı alt lokal ve esnek değerlerin aynı çizgide örtüşebildiği bir çerçeve sendikal hareketin önünü açacaktır diye düşünüyorum.

Şüphesiz, küreselleşmenin ekonomik ve sosyal etkilerine karşı yeni koruyucu ve gelişimci değerler üretmede “başka ülkeler, deneyimler ve kültürlerden yeni ve değişik fikirler öğrenme” önemlidir ama bunları kafa yormadan, tarihsel ve güncel bünyemize uyup uymadığını test etmeden “transferci” bir mantıkla kopyalamak değer üretme değil değer tüketme veya değer üretmede tıkanma anlamına gelecektir. AB ile entegrasyon sürecinde sendikaların önemli handikaplarından birisi budur.

Biz; her türlü şart altında üretebileceğimiz yeni değerlerimiz olduğunu düşünüyoruz. Sendikal bilgi ve muhteva stokumuz, böyle bir değer üretme kapasitemizin her şeye rağmen varolduğuna şahittir.

Yeter ki “değer üretme” ihtiyacını hissedelim. Bu yönde çaba gösterelim.

Bu yazımızda bir muhteva kaygısından çok, “sendikaların değer üretme kapasitesi” başlığını dikkatlere sunma çabası içerisinde olmayı amaçladık. Bu konuda bir kapı aralamaya çalıştık. Eğer bir tartışma süreci başlayabilirse, kendimizi sendikal hareket adına sorumlu sendikacılık gereği mutlu hissederiz.