Ana Sayfa » Makaleler » Av.Hüseyin ÖZ » İSTİKRAR, İTİDAL, İMTİHAN

İSTİKRAR, İTİDAL, İMTİHAN

Geçtiğimiz birkaç hafta, Türkiye; Cumhuriyet tarihinin en yoğun, bir o kadar da ağır ve kasvetli günlerini yaşadı. Kuzey Suriye’deki terör yuvalarını ortadan kaldırıp, bölgeye onların gerçek sahipleri olan Suriyeli mültecileri yerleştirmek için, Türk Silahlı Kuvvetleri Barış Pınarı Harekatı’nı gerçekleştirdi. Dokuz gün süren harekât sonucunda, denilebilir ki; “yedi düvel” dize geldi. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücüne tüm dünya tanıklık etti.

Ekonomik ve Siyasal İstikrar, Güvenilir Güç Demek 

Cephede askerimiz kanı ve canı ile mücadele verirken, sivil siyasi yetkililerimiz de olağanüstü bir diplomasi trafiğini yönetti. Müttefik zannedilen bazı ülkelerin terör örgütlerinin sözcülüğüne soyunarak ve ağız birliği etmişçesine yürüttükleri kara propaganda ile Türkiye aleyhine oluşturmaya çalıştıkları algı organizasyonu, başarıyla sürdürülen diplomasi sayesinde boşa çıktı.

Dost görünen düşmanların taşeronluğunu yürüten terör örgütleri cephede yok edildi. Uluslararası düzeyde aleyhimize sürdürülen kara propaganda, tezvirat ve iftira kampanyalarını diplomatlarımız geçersiz hale getirdi. Süper güç olarak bilinen ABD, en üst düzeyde geldi, öteden beri duymazdan geldikleri şartlarımızı kabul etti. Terör örgütlerine verdikleri ağır silahları toplamaya ve onlar için inşa ettikleri mevzileri imha etmeye razı oldular. Rusya ile 10 maddelik protokol imzalandı. Protokol, Türkiye’nin haklılığını ve meşruiyetini, uluslararası düzeyde haykıran bir bildirge niteliğini haizdi.

Böylece, iki süper güç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücüne boyun eğdi. Diğer bütün devletler gibi haklılığımızı bize teslim edip, askeri harekatımızın meşruiyetini teyit etti.

Şu anda, yüzlerce kilometrelik sınırımız boyunca kurulmuş olan teröristlerin sözde devleti tümüyle ortadan kalktı. Bu çok önemliydi.

Askeri harekât ve diplomatik ilişkilerimizle elde edilen asıl önemli başarı ise şudur: Müttefik görünen bazı hasımlarımız, içimizdeki işbirlikçilerini kullanarak, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kast ediyordu. Birlik ve bütünlüğümüze, devlet ve milletimizin bekasına yönelik tazyiklerde, tahriklerde bulunan ve sırtlarını teröristlerin sözde devletine dayayan, silahlı ve silahsız işbirlikçiler, tüm bu olan bitenden sonra sanıyoruz ki, gerekli dersi çıkartırlar. Akibetin mukadder olduğunu acilen görmeliler ve vatandaşlarımızı etnik telkinlerle kışkırtma girişimlerine derhal son vermeliler.

Türkiye, mücadelesine, siyasal istikrarın yanında ekonomik istikrarı tesis etme amacına yönelik olarak devam etmeli

Kısacası, Türkiye hem içerde hem de dışarıda, göreli olarak, belirli bir rahatlama dönemine girdi. Dövizdeki rahatlama, daha önce indirilmiş olan faizleri stabilize hale getirecektir. Düşük faizlerin stabilize olması, inişe geçmiş olan enflasyonu hızla aşağıya çekecek ve tek hanenin alt seviyelerine kadar düşürecektir. Makroekonomik dengeler böylece, kalıcı hale gelecek ve ekonomik istikrar temin edilmiş olacaktır.

Her fırsatta söylüyoruz: Özel sektörün ekonomik faaliyetlerini karakterize eden piyasalarda, istihdam yaratıcı yatırımlar gerçekleştirmek suretiyle, makroekonomik istikrarı kalıcı olarak güvence altına almak gerekmektedir. Devletimiz, asıl büyük mücadelesine, siyasal istikrarın yanında ekonomik istikrarı tesis etme amacına yönelik olarak devam etmelidir.

Hükümet, orta ve küçük ölçekli işletmelerin canlanmasına katkı sağlamalı ve onlara gerekli teşviki sunmalıdır.

Ekonomik mücadele, en az askeri ve diplomatik mücadeleler kadar stratejik önem arz etmektedir. Hatta uluslararası düzeyde stabil hale getirdiğimiz dengelerin korunabilmesinin yegane ön koşulu, ekonomik ve siyasal istikrardır. Ekonomik istikrar, halk ve seçmen nezdinde rahatlama temin edeceği için, doğal olarak siyasal istikrarı getirecektir. Ekonomik ve siyasal istikrar, geldiğimiz şu stratejik eşikte, bilhassa bekamız açısından hayati derecede önem arz etmektedir.

HAK-İŞ; Yılmayanların, Sinmeyenlerin, Baskılara Boyun Eğmeyenlerin ve de İtidali Elden Bırakmayanların Adresidir 

Geçtiğimiz günler, HİZMET-İŞ Sendikamız ile HAK-İŞ Konfederasyonumuz açısından da oldukça yoğundu. 21 Ekim 2019 tarihinde HİZMET-İŞ Sendikamızın Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantısını gerçekleştirdik. 22 Ekim 2019’da ise HAK-İŞ Konfederasyonumuz, 44. Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle, 3. Uluslararası Sendikalar ve Mesleki Örgütler Konferansını düzenledi. Konferansta, uluslararası düzeyde Kudüs ile Filistin’e destek konusu, enine boyuna ele alındı. Konu, HAK-İŞ’in yürüttüğü kurumsal çalışmalar sonucunda uluslararası düzeyde gündeme getirildi.

Sendikamızın Başkanlar Kurulu Toplantısında, Genel Başkanımız Mahmut Arslan, “29 Mart yerel seçimlerinden bu güne kadar beş binden fazla işçinin işten atıldığı” bilgisini kamuoyuyla paylaştı.

İşçiler, haksız ve hukuksuz bir biçimde işten atıldılar.

CHP’li ve HDP’li bazı belediye başkanlarının baskı ve sindirme operasyonlarıyla, işçilerin rızıklarının ellerinden alınmasının meşru ve makul hiçbir gerekçesi yoktur. Anlayamadığımız bir biçimde, HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ üyeleri, intikam aracı haline getirildi.

Başkanlar Kurulunda Genel Başkanımız Mahmut Arslan, “Biz siyasi parti değiliz, biz sendikayız, emekçinin emeğinin hakkını, alınterinin karşılığını almaktan başka kaygımız olamaz” dedi. Gerçekten de işyerinde emeği ile geçimini sağlamaktan başka hiçbir kaygısı olmayan işçiden neyin intikamı alınmaktadır? Bunu anlamak mümkün değildir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına bağlı işyerlerinde 1.300 emekçi işten atıldı. Aileleriyle birlikte en az dört bin kişi mağdur edildi. “Bugün de beni mi işten atacaklar” kaygısı ile her sabah işyerine adım atan emekçiden nasıl bir verim beklenebilir? İşçilerin sendikal tercihlerine müdahale ederek, haksız ve hukuksuz şekilde işten atarak işyerlerinde barış ve huzuru, düzen ve disiplini nasıl tesis edeceksiniz?

Bu soruların cevaplarına dair hiçbir fikrimiz yok. Ama bildiğimiz bir şey var: HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ yılmaz, sinmez. Baskı ve zulümlere boğun eğmez. Buna mukabil, bizi ne kadar tahrik ederseniz edin, bizi ne denli mağdur ederseniz edin, HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ ailesi olarak biz itidali asla elden bırakmayacağız. Duygularımız; sağduyumuzu, akıl ve mantığımızı, muhakememizi asla mağlup etmeyecektir.