Ana Sayfa » Makaleler » Mahmut ARSLAN » GELECEĞİN SENDİKALARI, SENDİKALARIN GELECEĞİ

GELECEĞİN SENDİKALARI, SENDİKALARIN GELECEĞİ

Dünyamız şok edici olaylar ve şaşırtıcı alt üst oluşlara sahne oluyor. Tarihin en büyük iş ve gelir kaybına yol açan olağanüstü hadiselerinden biri olan Koronavirüs pandemisinin dayattığı koşullar nedeniyle, çalışma biçimlerinden sosyo-ekonomik politikalara, üretim ve tüketim şekillerinden toplumsal alışkanlıklara kadar pek çok rutinimizin değişmekte olduğuna tanıklık ediyoruz.

Covid-19 virüsünün dünyanın maddi yapısında, insanlığın toplumsal, kültürel ve sinir sistemlerinde izler bırakacağı öngörülüyor. Bilhassa iş ve gelir kaybı yaşayan emekçiler yönünden salgının artçı etkilerinin devam edeceği kaçınılmaz gözüküyor.

Bu duruma ek olarak iktisadi, siyasi, sosyal sebepler ve iç savaş vb. nedenlerden dolayı göç ettikleri ülkelerde emek sömürüsüne maruz kalan insanların sürekli artan varlığı ve çalışma hayatına olumsuz etkileri, önümüzdeki on yıllarda pek çok ülkenin problemi olacak.

Salgının yayılım hızının her geçen gün düşmesi ve toparlanma sürecine girilmiş olması önemli ve umut vericidir. Elbette, içinden geçtiğimiz zor günler aşılacak.

Fakat çalışma kültürü ve koşullarında yaşanan dönüşümden dolayı, salgın sonrası çoğu kurumsal yapının değişmesi ve güncellenmesi gerekecek.

Bu noktada sendikal hareket açısından edilgen, sığ ve ideolojik yaklaşımların geçerliliğini yitirdiğini ve yeni bir emek duyarlılığının geliştiğini gözlemliyoruz.

Emek örgütlerinin standart temaları artık önemini kaybediyor.

Yeni sendikacılığın temaları, sosyal taraflarla çalışma kültürü; insanca yaşanabilir ücret, insana yakışır iş, herkes için daha iyi işyeri; herkes için sağlık, temiz su ve temiz çevre; yaşam hakkı, toplumsal cinsiyet eşitliği; adil gelir, adil vergi dağılımı; adalet, demokrasi, barış ve özgürlüktür.

Emek örgütleri, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin yanı sıra toplum sağlığı ve güvenliğine katkı sunan, iş barışıyla birlikte toplumsal barışı da önceleyen, üye emekçilerin ücret ve sosyal hakları kadar tüm emekçilerin hak ve hukukunu da savunan yapılara dönüşüyor.

Örgütlenme ve toplu iş sözleşmesiyle sınırlı sendikal anlayış ve örgütler yerine, işin ve işletmelerin sürdürülebilirliğini sağlamada etkin rol alabilen, ulusal ve uluslararası insani sorunlar karşısında tavır ve çözüm ortaya koyabilen emek örgütleri önem ve değer kazanıyor.

Tabiri caizse; geleceğe tutunamayan bir sendikacılık, kurumsal olarak varlık gösteremeyecek.

Çünkü artık sendikacılığı tüm sosyal taraflarla ve özellikle toplumla birlikte yürütmek yaşamsal önem taşıyor.

Her düzeyde nitelikli ve verimli sosyal diyalogun kritik önem taşıdığı bir döneme giriyoruz. Kolektif çalışma ve dayanışma öne çıkıyor.

Bu noktada HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ, yeni nesil sendikacılık da diyebileceğimiz bu aşamayı çoktan aşmış durumdadır. Dünyayı ve çağı iyi okuyarak değişimi önceden görebilmiş, çeşitlenen talepleri erken tespit edebilmiş ve buna göre programlar belirleyerek hayata geçirmiştir.

Ortak değerlerin, ortak sorunların ve ortak çıkarların hayatiyetini özümseyerek bunlar üzerine kolektif çalışma potansiyeline sahip olan HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ, Türkiye’de toplumsal hareket sendikacılığının atölyesi durumundadır.

1980’leri, 1990’ları, 2000’leri iyi okuyarak yeni duruma uygun farklı stratejiler geliştiren HAK-İŞ ve HİZMET-İŞ, çalışma kültürü ve alışkanlıklarında ciddi dönüşümü içeren pandemi sonrası döneme de bilgi ve birikimiyle önderlik etmektedir.

Yakaladığımız ritimle, pandemiyle mücadele ve pandeminin oluşturduğu sorunların çözümlenebilmesinde ortaya koyduğumuz toplumsal çalışmalardan Filistin, KKTC, Suriye, Azerbaycan gibi uluslararası konulara kadar pek çok durumda rol alıyor; tavır ortaya koyuyor, duyarlılık geliştiriyor, kamuoyu oluşturuyor ve sendikacılığı toplumla birlikte yapıyoruz.

Yıllar içinde geliştirdiğimiz kendimize özgü modelle bir taraftan sendikacılığın itibarını yükseltmeye çalışırken, diğer taraftan sendikacılığı geleceğe taşıyoruz.

Projelerle sendikacılık yaparak geleceği inşa ediyoruz.

Smart hedefler (spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi ve zamana bağlı) belirliyoruz. Enerjimizi dijitalleşmeye, ihtiyaç ve talebe cevap veren projelere ve araştırmaya yoğunlaştırıyoruz. Politika ve faaliyet alanlarımızı genişletiyoruz.

Yeni yaşama ve çalışma koşullarını dikkate alarak pek çok modeli hayata geçiriyoruz.

Emekçilerin sağlıklı ve doğru bilgiye ulaşabilmelerini sağlamak için Çağrı Merkezi’mizi kurduk. Hangi konfederasyondan, hangi sendikadan olursa olsun; sendikalı yahut sendikasız bütün emekçiler Çağrı Merkezi’mizi rahatlıkla arayabilmekte ve hizmet alabilmektedir.

Hiçbir emekçiyi ötekileştirmeden çalışıyor, hizmet veriyoruz. Bütün emekçilerin sorunlarına, haklarına hassasiyet gösteriyoruz. Kadınlar ve gençler başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin sorunları ile ilgilenebilecek şekilde programlar ortaya koyuyoruz. Bu durumun getirdiği ekstra çalışmadan asla rahatsız değiliz, aksine mutlu oluyoruz.

Ülkemiz, milletimiz, emekçi kardeşlerimiz ve tüm insanlık için hayallerimiz var. Hayata ve dünyaya katkı vermeye çalışıyoruz. Çünkü dünyaya ve hayata dair her şey, çalışma yaşamına sirayet ediyor, emeği, sendikaları ve içinde yaşadığımız toplumu doğrudan ilgilendiriyor. Nihayetinde her şeyin başı emektir.

Bundan daha önce gelişen değişimler karşısında olduğu gibi pandemi sonrası döneme de hazırlıklıyız.

Yaşadığımız deneyimlerle, kazandığımız bilgilerle daha hazırlıklı, daha umutlu ve inançlı olarak haklı mücadelemizde emin adımlarla ilerliyoruz.