Ana Sayfa » Makaleler » Av.Hüseyin ÖZ » EMEKÇİNİN AHINI ALAN İFLAH OLMAZ

EMEKÇİNİN AHINI ALAN İFLAH OLMAZ

31 Mart 2019 yerel seçimleri, yerel yönetimlerin çetin bir sınava girdiği bir eşiktir. Bu öyle kolay aşılabilen bir eşik değildir. Bu eşik, ödülü ya da faturası / bedeli çok yüksek bir sınava giriş kapısının eşiğidir. Sınav sonuçları, kamu zihninde, kısa sürede kapanmayacak izler bırakacaktır. Kısacası sınav, ya yeni bir malum İSKİ skandalına gebedir ya da yeni bir siyasal haritanın tohumlarını yeşertecektir.

Emekçinin Emeğinin Anlamını Anlamak

Bu eşiği karakterize eden birinci faktör emektir. Emekçinin emeği; alın teri ile kardığı, yetenekleri/becerileri/donanımları ile harmanladığı, “insanların en şereflisi insana hizmet edendir” düsturundan kaynaklanan iş ahlakı ile yıkayıp arındırdığı bir eserdir. Bu yüzden emekçinin ahını alan iflah olmaz.

Emekçi, nefsani arzularını tatmin etmek için emek sarf etmiyor. Dünyevi ihtiraslarına ulaşmak için her türden masumiyeti çiğneyip geçmiyor. Dünyevi makam, mevki, saltanat aşkı ile yanıp tutuşmuyor. Gündelik siyasi heveslerini gidermek için koşuşturmuyor. İdeolojik kırbacını bir sağa, bir sola savurmuyor.

Emekçi sadece, alın terinin karşılığı olan hakkını istiyor. Elde ettiği bu hakkı, mütevazı sofrasında; eşiyle, çocuklarıyla, anne-babasıyla, büyükleriyle paylaşıyor. Kazandığı sınırlı düzeydeki gelirini, asgari ihtiyaçlarını karşılamak için harcıyor. Bir de; insanlara hizmet etmiş olmanın sağladığı manevi haz ile mutmain oluyor. Bunlarla yetinmesini biliyor ve bu mutlu, huzurlu, güvenli yuvasında yaşamını sürdürmek istiyor. Bu dünyadaki ömür patikasını, böylesi bir sükûnetle aşmaktan gayri, herhangi bir gaile taşımıyor, fuzuli meşguliyetler peşine düşmüyor.

Hayatını böyle idame ettiren bir emekçinin lokmasına el atarsanız, haklarını gasp ederseniz, beddualarına maruz kalırsanız şayet, ahını alırsınız. Emekçinin ahını alan da iflah olmaz.

Ah Alanların Sonunu Dünya Gözü ile Gördük.

Kayyum atanan HDP’li belediyeler de dahil, HDP’li belediye başkanları ve yöneticilerini, öteden beri, işçiler arasında ayrımcılık yapmamaları konusunda uyarmıştık. Kamuoyuna da açıkladık. “Hakka göz koyanın gözü çıkar”, “emekçinin ahını alan iflah olmaz” dedik.

HDP’li belediyelerin pek çoğunda, gizli ve kirli bazı emellerin varlığı hep gözlemlenmiştir. Bu belediyelerdeki yöneticiler, teröre bulaştıklarını zaten inkar etmiyorlardı. Zira, terör örgütünün yarattığı korku tüneli sayesinde o koltuğa oturmuşlardı.

Devletimiz de elbette, hizmet sunulmasını sağlamak, halkımızın huzur ve güvenliğine dair her türlü önlemi almak zorundadır. Devletin varlık sebebi budur. Birlik ve bütünlüğü temin etmek, toplumsal huzur ve güvenliği tesis etmek devletin öncelikli ve asli görevidir. Devletin bu konularda zaaf göstermesi milli bir felaket olur.

Teröre bulaşan yerel yöneticiler, hoşgörü sınırlarının dışına itildiler. Onların tecziyesi, elbette, hukuk düzeni içinde gerçekleştirilecektir. Devlet, toplumsal birlik ve bütünlüğe, huzur ve güvenliğe yönelik tehditlere karşı önlemlerini acilen almak mecburiyetindedir. Bu doğrultuda, yani aciliyet kesp ettiği için, üç belediye başkanının görev ve yetkileri askıya alınıp, kayyumlara devredilmiştir.

Bu realitenin bir başka cephesi de şudur: HDP’li belediyelerin, belirli bir işçi kesimine yönelik baskı ve sindirme operasyonları yürüttüklerini biliyoruz. Bu zulüm, 31 Mart 2019 tarihinden önce de vardı. Ama son yerel seçimlerinden sonra bu zulmün dozu arttı. HDP’li bazı yöneticiler, emekçinin çok daha fazla ahını alır hale geldi. Sonuçta da emekçinin ahını aldıkları için iflah olmadılar

Nasihatlerden Ders Çıkarmayı Bilmek

CHP’li Belediye başkanları da emekçinin ahını alıyor. Bolu Belediye Başkanlığı, Hizmet İş Sendikası’nın onurlu direnişleri sonucunda, işten çıkardığı işçileri geri almak zorunda kaldı. Aldığı emekçi ahı yanında kar kaldı ve çektirdiklerinin hesabını elbette öbür dünyada verecektir. Bununla birlikte, başka pek çok işyerinde zulüm devam ediyor.

CHP, Türkiye’nin ana muhalefet partisi. Üstelik Cumhuriyet tarihimizde oldukça köklü bir geçmişi var. Bize göre, yanlış yapma lüksüne asla tahammülü olmaması, hatalı davranan yöneticilerine asla hoşgörü gösterilmemesi gereken bir siyasal organizasyon. Ama bizim CHP ile ilgili bu ihtimamımız, maalesef, CHP’nin tepe yöneticilerinde yok. Seçim öncesi verdikleri sözleri unuttular. Özellikle işçi kesimine dair vaatlerini / taahhütlerini inkar ediyorlar ve en fazla destek bekledikleri emekçi kesimine karşı nankörlük ediyorlar. Bizim uyarılarımıza ise ısrarla kulak tıkıyorlar. Biz gene de, onları buradan iyi niyetle uyaralım:

Yönetsel mekanizmalar teknik olarak merkezi, yerinden ve yerel yönetimler olarak üçe ayrılır. Bu ayrıştırmanın en önemli nedeni etkin hizmettir. Bununla birlikte, muhtarlıklar ve belediyeler gibi yerel yönetim birimleri, etkin hizmetin yanı sıra, denge ve denetim fonksiyonu icra etme yükümlülüğü taşır. Açıkça belirtmek icap ederse, özellikle belediyeler ve bilhassa büyükşehir belediye başkanlıkları, merkezi iktidarın alternatifi olduğuna dair emareleri, yerel yönetim birimlerindeki hizmetleriyle ortaya koyar.

Nitekim Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı bir siyasetçi olarak Türk seçmeni, büyükşehir belediye başkanlığı görevini ifa ettiği dönemde tanıdı. Hatta, Erdoğan, bir siyasi parti mensubu ve adayı olmanın çok ötesinde iz bıraktığı için, onun bizzat kurduğu ve liderliğini üstlendiği siyasi partiye, seçmen, bu denli yoğun teveccüh gösterdi. O günleri hatırlayalım: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hiç kimse ile günübirlik polemiklere girmedi, siyasal taassup göstermedi, ideolojik saplantılara kapılmadı. Ama o denli hizmetler icra etti ki, karayolları gibi, merkezi iktidarın bile yapamadığı hizmetlere talip oldu. Malum İSKİ gibi skandalları, İstanbul seçmenine unutturdu ve enkaz edebiyatına tevessül / tenezzül etmediği için, Türkiye geneli seçmeni nezdinde sempati halesi oluşturdu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, kişisel başarısı ile, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın merkezi yönetim açısından alternatif olarak görülmesinin ve o dönemdeki merkezi yönetim kademelerindeki yöneticileri gölgede bırakmasının birinci faktörü etkin hizmettir. İkinci çok önemli faktör ise şudur: Günübirlik diklenmelerle vakit kaybetmeyip, duruşuyla / omurgasıyla dimdik durması ve “halka hizmet hakka hizmet”tir düsturunu benimsemiş bir zihinsel yapıya sahip olması, Erdoğan’ı tek başına siyasi alternatif haline getirmiştir. Taklit edilecekse ve her siyasi kişilik açısından rol model özelliği arz edecekse şayet, onu, siyasal kişilik olarak var eden bu iki faktörü çok iyi anlamak gerekmektedir. Zira, bunun adı, siyaseten muhalif duruştur. “Laf”ıyla değil, “ayinesi iş” ise, siyasetçinin muhalif bir duruşundan söz edilebilir. Geriye kalan ne varsa, hepsi, laf-ı güzaftan ibarettir.

Nitekim, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde, Büyükşehir belediye başkanları ile yaptığı toplantıda bunu oldukça berrak bir dille anlattı. Bir uyarıda daha bulundu: “İşçinin alınterine dokunmayın”. Gerçekten de işçinin emeğine / alın terine el atanın eli, kolu kurur.

Bazı işyerlerinde, ne yazık ki, şuna tanık oluyoruz: Bazı kifayetsiz sendikacılar, işçileri, adına düzenli aidat yatan saltanat aracı olarak görüyor. Bu kifayetsizliklerini, hadsizliklerini yerel seçim öncesi açıkça dile getirdiler.

İşçi kesiminin sorunlarına sahip çıkarak, onların haklarını almasını temin ederek, haksızlıklara uğramasına engel olarak ve gerçek anlamda emekçilere hizmet ederek onların gönlünü kazanıp kendilerine teveccüh temin etmeyi bir yana bıraktıklarını çok net görüyoruz. İşçi kesimi de bunun farkında. Malum sendikanın genel başkanı, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin arefesinde, malum adaya açıkça destek verdi ve bir bakıma, güdümlü sarı sendikacılık yapacağı taahhüdünde bulundu. Seçimden sonra açık seçik tanıklık ediyoruz ki, bazı kifayetsiz sendikacılar, bazı belediye başkanlarına telkinlerde bulunuyorlar ve hatta tasallut altında tutmaya çalışıyorlar.

Esasen bu tür telkinlere itibar ettiği, sultaya boyun eğdiği takdirde, kast ettiğimiz belediye başkanları, siyasal tavır ve duruşlarıyla, siyasal mensubiyetlerine nankörlük etmiş olacaklardır. Zira işçiler, unutmaz ve asla affetmez. Bu gafletin, dalaletin ve hatta hıyanetin affedilmediğini, siyasi tarihimiz kayıt altına almıştır.

Alma Emekçinin Ahını, Çıkar Aheste Aheste. 

Gündelik polemiklere malzeme olmaya yönelik dolduruşa gelen, siyasal taassubuna teslim olan, ideolojik bağnazlıklara kapılan ve özellikle de kifayetsiz sendikacıların tasallutuna boyun eğen belediye başkanlarının hiçbir siyasi geleceği olamaz. Mensup olduğu siyasi partiye zarar vereceği için, eninde sonunda dışlanmakla yüz yüze gelecektir. Emekçiye yönelik zulüm ve işkenceye teşne olan belediye başkanları ve yöneticiler, ettiklerinin hesabını muhakkak vereceklerdir. Bu zulüm ve işkencenin en vahimi de işten çıkarmalardır. Emekçinin rızkına göz dikenin şu veya bu biçimde gözü çıkar. Bu güne kadar, insanların rızkı ile oynayanların işi, hiçbir yerde rast gitmemiştir.

Son sözümüzü, lafı dolandırmadan söyleyelim: En kapsamlı işten atılmalar İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı bünyesinde yaşanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, daha yolun en başında iken, emekçinin ahını ve bedduasını almaya başladı. Suçu başka yerde aramasın, bilmesi gerekir ki, emekçiye yönelik zulüm, bu dünyada da öbür dünyada da karşılıksız kalmaz.

Emekçinin ahını alan iflah olmaz. İmamoğlu da kaçınılmaz sondan müstağni değildir. Nasihatlerden ders çıkarmayı bilmesini ve geri adım atmasını umarız. Yoksa iflah olmadığını bu dünya gözü ile, cümle alem görecektir.