Ana Sayfa » Makaleler » Av.Hüseyin ÖZ » DEVLET, DİPLOMASİ VE OYNAKLIK

DEVLET, DİPLOMASİ VE OYNAKLIK

Devlet ile diploması birbirine çok yakışır. Çünkü diploması devlet eliyle yürütülen bir uluslararası faaliyettir. Ekonomik ve sosyokültürel amaçlı diplomatik ilişkiler de yürütülür ama diplomasinin asıl amacı, anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak, iki ülke arasındaki sorunları çözmek, olası silahlı çatışmaları önlemektir.

Dünkü Oynaklıklar Kişilere Özgüydü, Bugünküler Devlet Politikası

Böyle bakınca, oynaklık kavramı, devlet ile diplomasinin haysiyet ve masumiyetine pek yakışmıyor. Lakin günümüzün diplomatik ilişkilerinde her ülke, oynaklık kabiliyeti kadar başarılı olma şansına sahip.  Kitaplar bunun adına reel politik diyor. Ama pratikte uygulanan halini, Süleyman Demirel bir zamanlar, bir cümle ile anlatmıştı: ”Dün dündür, bugün bugün.”

Etrafımızın alevden bir çemberle kuşatılmış olması, bu konuyu anlamamızı elzem kılıyor. Sadece Güney’den, Akdeniz’den değil. Türkiye doğudan, batıdan, kuzeyden de kuşatılmış halde.

Elbette asker ya da silahla kuşatılmadık. Eskilerin cephe savaşları çok daha haysiyetliydi. Diplomatik kıskaç içindeyiz. Daha doğrusu, diplomatik kıskaçla etrafımızı kuşatan devletlerin oynaklık kabiliyetleri; sözlere, akitlere, anlaşmalara itimat edilmesini imkânsız kılıyor. Oysaki devlet demek; ilke, kural, edep, haysiyet demektir. Lakin günümüzün devletleri; her renge bürünebiliyor, her kılığa girebiliyor, her tür kimliği sahiplenebiliyor. Yani akıl sır ermez bir oynaklık kabiliyetine sahipler. Tıpkı, her türlü vurgunu, dolandırıcılığı kar bilen şirketler, daha doğrusu adına corporation denilen, ne olduğu belirsiz işletmeler gibi. Corporation’lar ticari işletme değil ama ticareti onlar kontrol eder. İstihbarat örgütü değil ama her tür istihbarat onlara iletilir. Resmi sıfatları yok ama uluslararası anlaşmalarda inisiyatifleri var. Terör örgütü değil ama bütün terör örgütlerine bir biçimde nüfuz ederler.

Oynaklık kabiliyeti en gelişkin (state denilen) devletler, tam da bu anlamıyla birer (Türkçeye çeviremediğimiz) corporation’lardır.

İşbirliği Yem, Kasıt Gütmek

Corporation’laşmış devletlerle yürütülen diplomatik ilişkilerde kastın işbirliği, amacın uzlaşma, sonucun barış olduğu söylenir. Yalandır. Bu laflar, uluslararası kamuoyu önüne atılan birer yemdir. Gerçek kasıt ya oyalamadır ya da güdüm altına almak. En son örnek, Libya sorunu ile ilgili, ateşkes sağlanması amacına yönelik gerçekleştirilen toplantı. Ateşkesi konuşmaya gelen darbeci general, katılmak için geldiği toplantıya katılmadan toplantı mahallini terk etti. İdlib için onlarca diplomatik toplantı, konferans, zirve yapıldı. Hepsinin amacı “ateşkes”ti. Ama İdlib’te ateş hiç kesilmedi, kan hiç durmadı, yüreklerde alev alev yanan ateş hiç sönmedi. Kuzey Irak’taki terör yuvaları ile ilgili yıllardır, onlarca anlaşma, akitleşme yapıldı. Ama terörün yuvası hiç dağılmadı. Kuzey Suriye’ye yönelik askeri hareketlere icbar edildik. Hezimete uğrayacağımız beklentileri boşa çıkınca; “etmeyin, durun, uzlaşıp terör yuvalarını birlikte dağıtalım” dediler. Ama görüşmeler, anlaşmalar, uzlaşmalar bölgede güven ve huzur ortamına vesile olmadı. Ne terör örgütü dağıtıldı ne de teröristin elinden silahı alındı.

Biz; inancımız, kültürümüz, değerlerimiz, devlet haysiyet ve şerefimiz gereği; diplomatik ilişkilerimizde, muhataplarımızın oynaklık kabiliyetlerine mukabelede bulunamıyoruz. Bu da onlara büyük bir avantaj sağlıyor. Cephede her vakit biz kazanıyoruz. Masada onlar. Biz, dost görünene dostça, düşmana düşmanca davranıyoruz. Onurumuz ve devlet edebimiz bunu gerektiriyor.

Ama onlar, bizimle birlikte dost ilan ettiklerini başkalarıyla birlikte iken düşman ilan edip, bize düşman olmayanı hasmımız haline getiriyorlar. Bizimle birlikte iken düşmanlarımızın düşmanı gibi davranıp, sırtımızı döndüğümüzde, düşmanlarımızla birlik olup bizi sırtımızdan vuruyorlar. Hatta en iğrenç terör örgütleriyle bizim aleyhimize işbirliğine girmekten utanmıyorlar ve bunu da kimi zaman aleni yapıyorlar. Diyorlar ki “bizim bu yarımız sizinle dost, diğer yarımız ise terör örgütüne dost”. Akıl almaz bir arsızlıkla şunu da ekliyorlar: “Lakin sen bizim terör örgütü ile dost olan diğer yarımıza kurşun sıkar isen, sıktığın kurşunun verdiği acı, bütün bünyemizin canını yakar. O zaman da bütün bünyemiz sana düşman olur”. Böyle bir diplomasi masasından; akla, mantığa, hakka, hukuka, adalete, ahlaka uygun karar çıkar mı? Böylesine sahtekâr, riyakâr bir diplomatik ilişkiden hayırlı sonuçlar beklenebilir mi?

Oynaklık Kabiliyetinin Mucidi, ABD’li Sendikacılardır

Bu türden oynaklık kabiliyeti zirvelere çıkartılarak sürdürülen diplomatik ilişkilerin kuramsal arka planı, mantığı, ABD tarafından kurulmuştur. Adına reel politik denir. Reel politik, mevcut konjonktüre ve değişen koşullara uygun diplomatik stratejiler üretmek diye tanımlanır. Ama uygulamada öyle değildir. Bir masada alınan kararların tam zıttı, onun yanındaki masada imza altına alınabilir. O masadaki düşman; bu masada ortak dost, bir başka masada stratejik ortak, diğer bir masada hasım, başka bir masada rakip olabilir. Her diplomasi masası boks maçı ringi gibidir. İşbirliği veya uzlaşma kararı asla çıkmaz. Ya galip olan vardır ya da mağlup.

Pragmatizmi küresel bir ahlak olarak formüle eden ABD’li strateji uzmanlarının tasarladıkları, burada sözü edilen uluslararası ilişkiler anlayışının, endüstriyel ilişkilerdeki ilk örneğini, göçmen bir Yahudi ailenin evladı olan Samuel Gompers isimli ABD’li bir sendika lideri dillendirmiştir. Onun dillendirdiği sendikal anlayışa, Amerikan sendikacılığı denir. Bu anlayışın sloganı şudur: “Dostlarını ödüllendir, düşmanlarını cezalandır.” Şu anda kim sana ödül bahşediyor ise dost odur. Aynı dost farklı bir zaman ve koşulda, seni ödülden mahrum bırakıyorsa düşmandır. Dolayısıyla, Amerikan tarzı sendikacılığı benimsemiş sendikacının bugünkü dostu, yarın düşmanı olabilir ve yarınki düşmanı ile bugün dost görünebilir. Yani bu türden sendikacının tutarlılığı veya ilkesi yoktur. Yegane kriter, sendikacının ödüle nail olmasıdır. Emekçiler, alın teri sahipleri, bu türden sendikacıların demokratik baskı aracıdır sadece.

Bu tür sendikal anlayışın Türkiye’de örgütlenmiş, elbette ki gölgesi var. Bu gölge ile biz yıllardır mücadele ediyoruz.

Biz, işyerlerinde alın teri döken kardeşlerimizin sorunlarıyla ilgilenir iken, emekçi kardeşlerimiz ile dertleşir iken; başka bazı sendikacıların, belediye başkan adaylarından, işyerlerinde örgütlü işçileri kendilerine peşkeş çekme sözü almalarının nedeni budur. Şimdilik, ödülü kapıp nemalandıkları için belediye başkanlarını dost kabul ediyorlar. İşyerlerinden atılan ve işinden, aşından, ekmeğinden edilen işçi kardeşlerimizi kendilerine düşman biliyorlar.

Lakin onların zihinlerine nakış gibi işlenmiş bulunan oynaklık kabiliyeti, günü geldiğinde, bugünkü dostlarını düşman ilan etmelerine neden olacaktır. İşinden atılan işçi, günü geldiğinde; elbette işine döner, gerçek sendikasının huzurlu ve güvenli ocağına kavuşur, haklarını geri alır.

Ama bugün dost görünen sendikacılar, yarın, ödülden mahrum kalır kalmaz kendilerine düşmanlık etmeye başladığında, o belediye başkanlarının sığınacakları bir çatı olacak mıdır?

Doğrusu merak ediyoruz.