Ana Sayfa » Haberler » ÖZ, GENEL İŞLER İŞKOLUNDA SOSYAL DİYALOG ÇALIŞTAYI’NA KATILDI

ÖZ, GENEL İŞLER İŞKOLUNDA SOSYAL DİYALOG ÇALIŞTAYI’NA KATILDI

Genel Başkan Vekilimiz Av. Hüseyin Öz, Çalışma Hayatında Sosyal Diyaloğun Geliştirilmesi Projesi kapsamında gerçekleştirilen, “Genel İşler İşkolunda Sosyal Diyalog Çalıştayı”na katıldı.

26 Ekim 2018 tarihinde Ankara’da ILO Türkiye Ofisi’nde gerçekleştirilen çalıştaya Genel Başkan Vekilimiz Av. Hüseyin Öz’ün yanı sıra, ILO Türkiye Ofisi Direktörü Numan Özcan, MİS Genel Başkanı Cemal Akın, MİS Genel Sekteri Mehmet Oruçöz, MİKSEN Genel Sekreteri Zekeriya Sancı, YERELSEN Genel Sekreter Yardımcısı Yahya Bilgin, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Toplu İş Sözleşmesi Dairesi Başkanı Hüseyin Seyrekoğlu, Genel-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Güleryüz, Doç. Dr. Mehmet Onat Öztürk, ILO Türkiye Ofisi Sosyal Diyalog ve Politika Yöneticisi Tuba Burcu Şenel, toplu iş sözleşmesi uzmanlarımız, hukuk müşavirlerimiz ve dış ilişkiler uzmanlarımız katıldı.

Genel Başkan Vekilimiz Av. Hüseyin Öz, çalıştay kapsamında gerçekleştirilen “Genel İşler İşkolunda Sendikal Faaliyetler ve Gelişmeler’ konulu panelde bir konuşma yaptı.

Genel Başkan Vekilimiz Öz, çalışma hayatıyla ilgili bütün sorunların iş hukuku ve mevzuatlarla çizilen sınırlar içerisinde çözülmesinin mümkün olmadığını ifade ederek, mevcut sorunların çözümüne yönelik politikaların belirlenmesi ve ortaya çıkabilecek muhtemel sorunlara barışçıl yollarla çözüm bulunabilmesi için, sosyal diyalog mekanizmalarının mutlaka devreye sokulması gerektiğini söyledi.

Ülkemizde bu anlamda, özellikle işçi-işveren-hükümet arasında sürekli diyaloğu teşvik eden kapsamlı ve çalışır bir mekanizmanın oluşturulamadığını kaydeden Öz,  sosyal diyalog mekanizmasından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 8 yıldır toplanamadığına dikkat çekti.

Ekonomik ve Sosyal Konsey anayasal düzenleme ile kurulmuş olmasına rağmen, konseyin çalışmasına yönelik ikincil mevzuatın hala çıkarılmadığını hatırlatan Öz, konseyin sekretaryası ve alt kurulları oluşturulamadığı için işlevini yerine getiremediğini belirtti.

ÖZ, EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY’İN ANAYASADA ÖNGÖRÜLDÜĞÜ ŞEKLİYLE TOPLANMASINI TALEP ETTİ

Ülkemizin en büyük STK’larının, işçi ve işveren örgütlerinin Ekonomik ve Sosyal Konsey’in içinde bulunduğunu ve bu yapının profesyonelce çalıştırılması gerektiğini belirten Öz, konseyin anayasada öngörüldüğü şekliyle toplanmasını talep etti. Öz, “HAK-İŞ Konfederasyonu ve HİZMET-İŞ Sendikası olarak Ekonomik ve Sosyal Konsey’i önemsiyoruz. Konseyi toplamakla yükümlü olan Sayın Cumhurbaşkanımızdan bu mekanizmanın bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Bu yapının profesyonelce çalıştırılması, ülkemizin ekonomisinin ve geleceğinin şekillendirilmesi bakımından son derece önemlidir” dedi.

Çalışma hayatıyla ilgili diğer bir Sosyal diyalog mekanizmasının, 2004 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 114. maddesinde düzenlenen “Üçlü Danışma Kurulu” olduğunu ve bunun da kısmen işletildiğini kaydeden Öz, “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Zehra Zümrüt Selçuk iki hafta önce Üçlü Danışma Kurulu’nu topladı, orada sorunları kısmen konuşma imkânı elde etmiş olduk. Ancak bu üçlü danışma mekanizmasının da alt komisyonlarının kurulması ve bunların çalıştırılması gerekiyor. Bu kurullar olmadığı için sorunları yatay ve dikey olarak ele almak mümkün olmuyor. Alt düzenlemeler çalışma hayatında ortaya çıkan sorunların raporlanması ve çözüm önerilerinin hızla hayata geçirilmesi açısından gereklidir” şeklinde konuştu.

4857 Sayılı İş Kanunu, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ve 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılırken sosyal diyalog mekanizmasının güzel bir şekilde işletildiğini belirterek bundan dolayı bütün taraflara teşekkür eden Öz, taşeron emekçilerine kadro hakkı tanıyan 696 sayılı KHK’de aynı hassasiyetin gösterilemediğini kaydetti.

Öz, şöyle konuştu: “696 sayılı KHK’nin çalışma hayatımızda yerini almasıyla beraber taşeron emekçileri kamunun sürekli işçi kadrosuna, yerel yönetimlerin iktisadi teşekküllerinde sürekli işçi pozisyonuna geçirildiler. Bu düzenlemede emeği geçen Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsında herkese teşekkür ediyoruz. Bu düzenlemenin eksiklerini de söylemek durumundayız. Düzenlemenin, tarafların görüşü alınmadan yapılmış olması bir kısım sorunları da beraberinde getirmiştir. Düzenlemenin çalışma hayatı içerisinde yerini aldığı 2017 ve 2018 yılında ne yazık ki sosyal diyalog mekanizmasının işletilmediğini hep beraber gördük. Bundan dolayıdır ki düzenleme, yürürlüğe girdiği daha ilk gün kafaların karışmasına, ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Iş hukuku alanında çalışan bir hukukçu olarak bu düzenlemenin metnini onlarca defa okuyarak anlamaya çalıştım. Ki bunu bir işçinin anlaması mümkün değildir. Sosyal diyalogdan söz ediyorsak, her şeyden önce, aileleriyle birlikte yaklaşık 5 milyon insanımı ilgilendiren bir düzenlemenin sosyal taraflarla konuşulmadan hayata geçirilmiş olması eksikliktir, diye düşünüyorum.”

“KANUNİ DÜZENLEME YAPILIRKEN KENDİ İÇERİSİNDE DENETİM MEKANİZMASI OLUŞTURULMALI”

696 sayılı KHK çıkarılırken sosyal diyalog mekanizmasının hayata geçirilmemesinden dolayı ciddi sorunlarla baş başa kalındığını belirten Öz, “Özellikle işkolu meselesi derin tartışmalara sebebiyet verecek noktaya doğru ilerlemektedir. Bu düzenlemenin içerisinde 6356 Sayılı Kanuna eklenen Geçici 7. maddeye göre, çalışanların iş kollarının, alt işveren bünyesinden kamuya geçişte veya yerel yönetimlerin şirketlerine geçişten önce hangi iş kollarında çalışıyor iseler o iş kollarında tescil edilmeleri gerekir. Ancak kamu kurum ve kuruluşları buna uygun davranmıyor. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaklaşık 30 bin çalışan var, bunların genel işler işkolunda tescil edilmeleri gerekirken, il milli eğitim müdürlükleri,  büro işkolunda ve genel işler işkolunda çalışanları tek bir işkolunda tescil ediyor. Bu yanlışı ne Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı düzeltiyor ne de bir başka bir kurum. Düzenleme yapılırken kendi içerisinde bir denetim mekanizmasının oluşturulmadığını belirten Öz, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın özdenetim yapmadığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Bir düzenleme yapılırken bunun nasıl yürüyeceği de ortaya konulmalıydı, öngörülmüş olmalıydı” diye konuştu.

“696 SAYILI KHK’NİN HÂKİM KILINABİLMESİ İÇİN MAHKEMEYE GİTMEK ZORUNDA KALDIK”

696 sayılı KHK da atıfta bulunulan Yüksek Hakem Kurulu’nun, süresi en son sona erecek toplu sözleşmesi 31.10.2020 tarihinde sona erecek. Bugün kamuya geçişi yapılan toplam 850 bin çalışanımız var; bunların 400 bini kamuda 450 bini de yerel yönetimlerin şirketlerinde. Kamuda çalışan 400 bin çalışanın iş kolu bir anda değişecek. Neden değişecek? Bunun bir cevabı yok. Gerekçe; 6356 Sayılı Kanun’un 4. maddesinde yer alan asıl iş yardımcı iş meselesi. Meselenin temel felsefesi şudur: Yardımcı işte çalışanların sayısının az olması ve bunların sözleşmesiz kalmaması için kanun koruyucu, bunları korumak amacıyla bir düzenleme yapmış. Bu konuya örnek olması bakımından, Sağlık Bakanlığında çalışanların durumuna dikkat çekmek isterim. Sağlık Bakanlığı’nda “sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda” şu anda 4 bin çalışan işçi var, bunlara 696 Sayılı KHK ile aynı işkolunda yaklaşık 20 bin çalışan daha eklendi, çalışan sayısı 25 bin kişiye çıktı. Diğer taraftan, yardımcı işlerde çalışan yaklaşık 130 bin işçi var. Sadece genel işler işkolunda, HİZMET-İŞ Sendikamızın üyesi olan 53 bin işçi var, BELEDİYE-İŞ ve GENEL-İŞ’in üyelerini de eklediğimiz zaman 75 bin işçi var. Burada asıl işte çalışanlar mı yoksa yardımcı işte çalışanlar mı korunmaya değer tartışmaya açık bir konudur. Bunların nerede olması gerektiği tartışmaya değer bir konudur.” ifadelerini kullandı.

“YANLIŞ İŞKOLU TESPİTİ BÜYÜK SIKINTILARA SEBEP OLACAK”

Kadroya geçen işçilerden, onların sendikalı ve toplu sözleşmeli olması, haklarının korunması sürecinde bulunmayan bir sendikaya üye olmalarının istendiğini belirten Öz, “İşçi bu üyeliği ne kadar istiyor, bu İşçilerin örgütlü olduğu sendika bunu kabul ediyor mu, bunlar hiç düşünülmemiş ve konuşulmamıştır” dedi.

Öz, işkolu değişikliğini öngören düzenlemenin, önümüzdeki günlerde büyük sıkıntılara sebep olacağına işaret ederek yetkilileri uyardı.

ÖZ, 6356 SAYILI KANUNA EKLENEN GEÇİCİ 7. MADDENİN 3. FIKRASININ KALDIRILMASINI ÖNERDİ

Sıkıntının ileri boyutlara taşınmadan çözülmesi gerektiğini ifade eden Öz, çözüm olarak, geçici 7. maddenin konuya ilişkin 3. fıkrasının kaldırılmasını önerdi.

“ONLARCA ŞİRKET İÇİN İŞKOLU TESPİTİ İSTEMEK MANTIKLI DEĞİL”

Bir diğer benzer sorunun da belediyelerde yaşandığını ifade eden Öz, şöyle konuştu: “Belediyelerin temel hak ve görevlerine baktığımız zaman bir istisna dışında tamamı genel işler işkolunda kabul ediliyor. Belediyelerin yaptığı ulaşım hizmetlerinin” metro ve hafif raylı sistem ile yapılan işler” dışında tamamı “genel işler” iş kolunda olması gerekiyor. Ancak, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile SGK’nın kayıtları farklılık arz ediyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza bunun düzeltilmesi için müracaat ediyoruz, bakanlık ‘biz düzeltemeyiz, falan yerden tescil edilmiş, SGK kayıtları uyumlu değil’ diyor. Bu nedenle sosyal taraflarla sorun yaşıyoruz.

Öz, belediyelerde yanlış işkolu tespitinden kaynaklanan sorunun bir iç düzenlemeyle çözülebileceğini söyledi.

Sendikamızın onlarca şirket için işkolu tespiti istemek zorunda kaldığını kaydeden Öz, bunun mantığının olmadığını ifade etti.

Öz, “Bu sorunların sosyal diyalog kapsamında anlayışla çözülmesine ihtiyaç var. Eğer Üçlü Danışma Kurulu’nun teknik ekipleri oluşturulmuş olsaydı, bu meseleleri orada konuşabilir ve çözebilirdik” dedi.

Kadro düzenlemesindeki eksiklikten kaynaklanan bir diğer sonunun da kadrodan istifade edemeyen emekçilerin oluşturduğunu kaydeden Öz, “KİT çalışanları, hastane bilgi yönetim sistemi çalışanları,  araç ve şoför teminine dayalı ihaleler kapsamında çalıştırılanlar, dolayısıyla personel teminine dayalı ihale kabul edilmeyen, yani yüzde yetmiş personel sınırını gerçekleştirmeyen ihalelerde çalışanlar, kamu kurumlarının yemekhane hizmetlerinde çalışanlar ne yazık ki, bu düzenlemenin dışında kaldılar” diye konuştu.

Öz, “Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Bütün çalışanlar kadroya geçecek şekilde düzenleme yapılsın’ seklinde talimat vermesine rağmen, o süreçte yaklaşık 80 bin çalışan mağdur edildi” dedi.

“YHK’NUN SÖZLEŞMESİ BAĞLAYICIDIR”

YHK kararı ile imzalanan toplu iş sözleşmesinin, kamu kurumlarında uygulandığını, ancak yerel yönetimlerin önemli bir kısmının, Yüksek Hakem Kurulu’nun tebliğini farklı sebeplerle uygulamadığını belirten Öz, “YHK’nun KHK ile uygulanır denen sözleşmesi uygulanmıyor. Bu noktada Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hak ve hukukun korunması için devreye girmesi, bir takım tedbirleri alması, İçişleri Bakanlığının, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın süreci denetlemesi gerekiyor. Biz bu iradeyi görmek istiyoruz” dedi.

“YHK SÖZLEŞMESİ EKONOMİK KOŞULLARA GÖRE REVİZE EDİLMELİ”

2015 yılında bir toplu iş sözleşmesi bağıtlandığını, ancak o gün, bugünkü ekonomik koşulları öngörmenin mümkün olmadığını kaydeden Öz, “Şimdi yüzde 25 enflasyonun olduğu bir dönemdeyiz; fiyatlar yüzde 80’lere varan oranlarda arttı. Fiyat artışlarının dış ya da iç kaynaklı olmasının önemi yok, ama faturayı bunun sebebi olmayan çalışanlar ödüyor. Çalışan arkadaşlarımızın mağdur olmasını ve enflasyona ezdirilmesini istemiyoruz. Bu neden YHK sözleşmesinin bu günün şartlarına uygun şekilde yenilenmesinden yanayız” diye konuştu.

FERAGAT VE SULH SÖZLEŞMELERİ İMZALATTIRILAN ÇALIŞANLARIN HAKLARI, 6552 SAYILI KANUNLA GARANTİ ALTINA ALINMIŞTIR

Genel Başkan Vekilimiz Öz, kadroya geçişte feragat ve sulh sözleşmeleri imzalattırılan çalışanların haklarının bazı kurumlar tarafından geri alınmak istenmesini anlamak mümkün değildir.

Öz, “Bazı yöneticiler feragat ve sulh sözleşmelerini emekçilerin önüne koyarak kıdem tazminatlarını, izinlerini ve diğer ödemeleri vermek istemiyor. Bu, hukuk devleti adına utanılacak bir durumdur. 696 Sayılı KHK ile kadroya geçen emekçilerin kıdem tazminatı, ücretleri ve izinleri, 6552 Sayılı Kanunla garanti altına alınmıştır. Buna rağmen bazı kamu kurumlarının yöneticileri çalışanları zorluyor, alt işverende fiyat farkları vardı onları alamamış, ‘feragat ettin,  ücret ve kıdem tazminatı ödeyemeyiz’ deniliyor. Bu durumun Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın öncülüğünde yapılacak bir düzenleme ile düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“YEREL YÖNETİMLERİN ŞİRKETLERİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLER İLAVE TEDİYEDEN YARARLANMALI”

696 sayılı KHK ile kamu kurum ve kuruluşlarının sürekli işçi kadrolarına geçirilen çalışanlar, 6772 sayılı kanun kapsamında yılda 52 yevmiye tutarında ilave tediye alabilmektedir.

Ancak yerel yönetim kuruluşlarının şirketlerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışmakta olan işçiler yargı kararları ile oluşan teamül gereğince, kanunun kapsamında olmadıkları gerekçesi ile ilave tediyeden yararlanamamaktadır. Bu işçiler de 6772 sayılı kanundan yararlandırılarak ilave tediye alabilmelidir. Çünkü bu durum kamu kurumları ile yerel yönetim kuruluşlarında çalışan işçiler arasında ve yerel yönetim kuruluşlarının sürekli işçi kadrolarında çalışan işçiler ile yerel yönetimlerin iktisadi teşekküllerinde çalışan işçiler arasında farklı uygulamaya sebebiyet vermektedir. Bu husus, çalışanları, özellikle yerel yönetim kuruluşlarının iktisadi teşekküllerinde çalışanları derinden yaralamaktadır.

Bu nedenle konunun bir an önce gerçekleştirilecek bir düzenleme ile çözüme kavuşturulmasını istiyoruz ve bekliyoruz.

NAKİL, TERFİ, TAYİN SORUNU

Yine çalışanların sağlık, eğitim, eş durumu gibi zorunlu nedenlerle nakil, terfi, tayin veya görevde yükselme hakları ile ilgili talepleri bulunmaktadır. Bu hususta da gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

Kadroya geçirilen işçilerin iş sağlığı ve güvenliği sorunları ile karşı karşıya kaldığını belirten Öz, şunları kaydetti: “İşçilerimiz kadroya geçirilmeden önce, işyerlerinde alt işverenler tarafından iş sağlığı ve güvenliği uzmanları istihdam edilmekteydi. Ancak kadroya geçişle birlikte işyerleri de kamu işyeri niteliğini kazandığından, önemli iş sağlığı ve güvenliği sorunları ile karşı karşıya kalmış bulunmaktayız. 6331 sayılı kanun hükümlerine göre kamu kurumlarında, işyerlerinin tehlike sınıfına bakılmaksızın, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı ile işyeri hekimi istihdamı zorunluluğu 2020 yılına ertelendi.  Fakat kamu kurumlarında özellikle hastanelerde, çok tehlikeli ve tehlikeli işyeri olarak sınıflandırılan yerlerde çalışan işçilerimiz, önceden alt işveren bünyesinde İSG hizmetlerinden yararlanıyorlarken, artık bu hizmetler zorunlu olmaktan çıkmış bulunmaktadır. İşçilerimizin çalıştığı işyerlerinin tehlike dereceleri de dikkate alındığında, kamu kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerindeki ertelemelerin kaldırılarak, kanun hükümlerinin bir an önce uygulamaya başlanması önem arz etmektedir.

“SOSYAL DİYALOĞU ÖNEMSİYORUZ”

Çalışma hayatında sorun teşkil eden pek çok durumun ikili ve üçlü sosyal diyalog mekanizmalarıyla çözüleceğine inandığını ifade eden Öz, sosyal diyalog kapsamında yapılacak çalışmalara HAK-İŞ Konfederasyonumuz ve HİZMET-İŞ sendikamızın destek vereceğini söyledi.