Ana Sayfa » Faaliyetlerimiz » Eğitim Seminerleri » “EĞİTİM ÖRGÜTLENME; ÖRGÜTLENME EĞİTİM İÇİNDİR!”

“EĞİTİM ÖRGÜTLENME; ÖRGÜTLENME EĞİTİM İÇİNDİR!”

Şube Yöneticileri ve İşyeri Sendika Temsilcilerine yönelik eğitim seminerlerimiz devam ediyor
Sendikamızın 2005 yılı Eğitim programında yer alan Şube Yöneticileri ve Temsilciler Eğitim programlarımız Nisan ayı içerisinde başladı. Yıl sonuna kadar aralıksız olarak devam edecek olan Eğitim programlarımızda “Kimlik, aidiyet ve temsil kültürü”, “İş Hukuku” ve “2005 yılında Türkiye Ekonomisi” konuları ayrıntılı bir şekilde işleniyor.

İlk Eğitim seminerimiz; “Marmara Grubu” (İETT 2 ve 3 no.lu Şube Başkanlığı, İstanbul Konut İşçileri, Eskişehir İl Başkanlığı, İstanbul 1 No.lu Şube Başkanlığı, Sakarya Şube Başkanlığı, İETT Derneği, Kocaeli Şube Başkanlığı ve Bursa Şube Başkanlığı)’nun katılımıyla 3 grup halinde 15-24 Nisan 2005 tarihlerinde Kuzuluk-Akyazı/Sakarya’da gerçekleştirildi.

Akdeniz Grubunun katılımıyla (Tarsus, Adana, Osmaniye, İskenderun, Kahraman Maraş, Elbistan, Adıyaman, Şanlı Urfa) gerçekleşen ikinci grup seminerimiz 4-10 Mayıs 2005 tarihlerinde Sülemiş-Kadirli/Osmaniye’de yapıldı.

Konya, Karaman, Aksaray, Antalya ve Kayseri şubelerimize yönelik Eğitim Seminerimiz ise 20-29 Mayıs 2005 tarihlerinde Kozaklı/Nevşehir’de gerçekleştirildi.

Oldukça sıcak ve hareketli katılımlarla slayt gösteriyle gerçekleşen programlarımızın sunuşunu Genel Eğitim Sekreterimiz Harun ARSLAN yaptı. ARSLAN, sunuşlarda yaptığı konuşmada:

“ Biz; Genel Merkez Yönetimi olarak, en üstteki Genel Başkandan, Yönetim kurulu üyelerimize, danışmanlarımız, uzmanlarımız, genel merkez çalışanlarımızdan şube başkanlarımız, şube yöneticilerimiz ve temsilcilerimize, oradan da şubelerimizdeki personelimize kadar tüm mensuplarımızın hazırlıklı ve donanımlı olmalarını arzu ediyoruz. Sadece arzu etmiyoruz bu arzumuzu, fiilen yaptığımız eğitim seminerlerimizle pratiğe geçiriyoruz.

Böylece tüm Hizmet-İş mensupları, ne yaptığını bilen, ne yapacağını düşünebilen, gerekli teçhizatla donanmış bireyler olarak bir bütün oluşturacaklardır.

Eğitim konusunda bizim üzerinde önemle durduğumuz bir konu da: Eğitim programları ve konularının sadece bizim Genel Merkezden planlamamızla yapılmasının yanında, sizlerin önerileriyle de gerçekleştirilmesidir. Yani sizlerden gelecek Eğitim talepleri de sendikamızın eğitim politikalarını güçlendirecek ve yönlendirecektir.

Bütün bu gayretlerimiz sendikamız Hizmet-İş’in kökleşerek daha iyiye, daha ileriye gitmesi, daha kaliteli hizmetlere vesile olması içindir.

“Hizmet-İş, canlı bir gövdedir. Eğitimleri de canlıdır. Tüm mensuplarımızın tek bir yürek gibi çalıştığı sendikamız, 2005 yılı eğitimlerimizin tamamlanmasıyla birlikte inanıyoruz ki; hiçbir damarında tıkanıklık olmayacaktır. “

Eğitim programlarında verilen, ortaya konulan, tartışılan konuların, derslerin, alınan bilgilerin temel amaçlarından birisi; bu bilgilerin uygulamaya esas olmasıdır. Yani uygulayacağımız bu programlarımız adeta bir atölye çalışması niteliğinde olacaktır. Bu atölyelerden çıktıktan sonra gideceğimiz bölgelerimizin de geniş bir atölye olduğunu düşünerek, ortaya çıkabilecek sorunları çözmek, daha ileri adımlar atmak için bu eğitimlerimiz kaynak olacaktır.

Ben inanıyorum ki; tüm Hizmet-İş teşkilatı bu uzun soluklu hizmet eğitimine hazırdır. Burada bulunuşumuz da bunun göstergesidir.

Programımızda tebliğ sunacak olan uzmanlarımız konularına vakıf, Hizmet-İş sendikasının mensuplarıdır. Yani danışman ve uzmanlarımızdır. Ortaya konulacak konular ise tüm mensuplarımızın paylaşması gereken konulardır.

Ben inanıyorum ki, tüm temsilci arkadaşlarımız eğitim programımız sonunda daha olgun, daha etkin olarak bulundukları bölgelerde faaliyetlerini sürdüreceklerdir. “

Eğitim Programlarımızın açılış konuşmalarını yapan Genel Başkanımız Mahmut ARSLAN ise yaptığı konuşmalarda şu konulara vurgu yaptı:

“2005 yılı Hizmet-İş Sendikamız yönetim kurulu tarafından eğitim yılı olarak ilan edildi ve bütün Türkiye’deki temsilci ve yöneticilerimizi 3 günlük bir eğitim çalışmasıyla eğitime tabi tutuyoruz. Bu eğitim programlarını yaparken kendi sendikal anlayışımızı paylaşan uzmanlarımıza bu seminerleri verdirmeyi hedefledik. Bu aslında bir avantaj. Bizi tanıyan, bilen, aynı heyecanları yaşayan, bizimle birlikte mücadele eden yol arkadaşlarımızın size kendi alanlarıyla ilgili sunacağı konuların daha verimli olacağını düşündük.

Burada ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasi problemler, bunlara yönelik çözümler, iş hukuku alanındaki gelişmeler, bunlara yönelik açıklamalar, çözümler, sendikamızın kimliğimizi ilgilendiren, sendikal kimliğimizin gelişmesine yönelik, onları güçlendirici alanlarda arkadaşlarımız bu programları birlikte gerçekleştirecek.

Bir Çin atasözünde “Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum ekin, on yıl sonrasını düşünüyorsanız ağaç dikin, yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız insan yetiştirin” deniyor. Bu bakımdan bu programlarımızı bu felsefe üzerine bina ediyoruz. Bizim temel sloganımız biliyorsunuz ‘önce insan önce emek’tir. Odaklandığımız alan insan. İnsanın bizim arzu ettiğimiz bir anlamda eğitiminin, bizim arzu ettiğimiz anlamda bir konuma gelmesinin yolu da bizim arzu ettiğimiz bir süreçten geçmesi gerekiyor. Kuru, boş, heyecan vermeyen, insana yük kabul edilebilecek bilgilerden öte, bizim heyecanımızı artıracak, bizi sendikacılıkta daha verimli kılacak, potansiyelimizi sonuna kadar kullanmamızı sağlayacak bir eğitimi hedeflememiz gerekiyor. Yoksa işe yaramaz, pratiği olmayan yığınlarca magazin bilgileriyle, yığınlarla lüzumsuz bilgilerle beyinlerimizi, zihinlerimizi meşgul etmek bizim anladığımız bir anlamda bir eğitim, bir yetiştirme söz konusu olmuyor. Onun için Hizmet-İş Sendikası olarak eğitimi önemsiyoruz, bunun için ciddi anlamda bütçemizden kaynak aktarıyoruz, bunu daha da ileriye götürmek istiyoruz.

Eğer Hizmet-İş Sendikası ‘önce insan, önce emek’ ve bu insana olan bir sendikal mücadeleyi sürdürüyorsak o zaman insanımızın bizim arzu ettiğimiz anlamda bir seviyeye gelmesi gerekiyor. Bunun yolu da bu tür faaliyetlerden geçiyor. Tabi alanlarda, meydanlarda yapılan eylemler, mitingler, toplantılar da bir eğitimdir. İşyerlerinde yaptığınız küçük çalışmalar, şubenizde yaptığınız toplantıları da birer eğitim olarak değerlendirebilirsiniz. Ama bu tür daha kapsamlı eğitimler daha üst düzeyde sendikanın bakış açılarını birebir size anlatabileceği alanlar olarak değerlendirmemiz gerekiyor.

20. yüzyılın büyük liderlerden Gandi’nin güzel bir sözü var. Gandi’ye soruyarlar, mesajın nedir? Gandi biliyorsunuz Hindistan’ın bağımsızlığında en önemli lider. Mesajım duruşumdur diyor. Bir duruş, bir mesaj mıdır ? Evet. İşte deminki duruş Gandi’de kendine göre, kendi inandığı doğrular etrafında duruşum mesajımdır diyor. Eğer bu duruşu doğru yerde ve doğru zamanda uygulayabilirsek inanıyorum ki biraz önce söylediğimiz, o arzu ettiğimiz yapıya doğru gideriz. Yok biz çok konuşalım, çok güzel laf edelim, çok güzel konuları ortaya koyalım ama bunları yaşamayalım, bunları yaparken kendimizi hariç tutalım diyorsanız gerçek bir mücadele adamı olamazsınız.

Biz; eğitimi hayat boyu sürecek bir etkinlik olarak düşünüyoruz. Beşikten mezara kadar devam eden bir süreç olarak görüyoruz. Bunun için de “ne kadar eğitim o kadar örgütlenme” diyoruz. “Eğitilmeyen öğütülür” diyoruz.

Hizmet-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu bir uzman heyetin huzurunda 2 gün geceli gündüzlü bir dağ başına çekildik, ciddi bir çalışma yaptık. Önce kendimizden başladık. Sonra Şube başkanlarımızın eğitim çalışmasını yaptık. Daha sonra Sendikamızın Genel Merkez uzmanlarını eğitim faaliyetinden geçirdik. Arkasından bütün teşkilatımızda çalışan personelimizi eğittik. Onları da Ankara’da 2 gün boyunca kendi alanlarıyla ilgili olarak bir eğitime tabi tuttuk. Demek ki 2004 yılında sendikamızın kadrolarında görev yapan genel merkez, şube başkanlarımız, genel merkez uzmanlarımız ve personelimizin eğitim çalışmasını tamamladık. 2005 yılını da bütün temsilci ve şube yöneticilerimizi yine kendi alanlarında bu eğitim çalışmalarına katalım dedik…

İşyeri sendika temsilciliği kavramı biliyorsunuz 2820 sayılı kanunun diliyle konuşursak işyeri sendika temsilcisi. Bir işyerinde yetkiniz yoksa o işyerinde temsilci ataması tayini yapamıyorsunuz. Demek ki işyerinde temsilci olmanın birinci şartı yetkili sendika olmak. İkinci şartı, bu yetkili sendikanın yetkili organlarınca atamasının, tayin edilmesinin yapılması gerekiyor. Peki temsilci kimin temsilcisi ? Bir taraf işçiler, işçilerin çalıştığı işyeri var, orada temsilci. Bir tarafta sendika değil mi ? Sendika işyeri temsilcisi. Aslında bu kelimeye baktığınız zaman sendikanın temsilcisi. Sendikanın işyeri temsilcisi. Ama kimin adına var orda, sendika adına var. Peki ne için var ? İşçiler için var. Demek ki işyerlerindeki işçilerimiz, üyelerimiz hizmetlerini kolaylaştırmak, onların çalışmalarını kolaylaştırmak, problemlerini çözmek için sendika adına görevlendirilmiş yetkili ve işçiyle ilk temas kuran insan. Kimin yetkilisi ? Demek ki işyeri sendika temsilcisi sendikayı temsil ediyor. Genel Başkan da dahil. Sendikayı temsil etmenin en önemli şartları nedir ? Sendikanın misyonuna inanması. Hak-İş’le, Hizmet-İş’le problemi olan bir insan temsilci olamaz. Onun için Hizmet-İş’in misyonuyla, onun hassasiyetleriyle, onun ilkeleriyle, onun hedefleriyle problemi olan bir insanın temsilcilik yapması düşünülemez. Bu hem bize, hem de o kişiye büyük haksızlık olur. Ona inanmadığı bir işi yaptırıyorsunuz. Sendikamıza inanmayan birine sendika adına temsil görevi veriyorsunuz. Bu gerçekten çok tehlikeli bir şey… Hizmet-İş Sendikası’nda en zahmetli iş, en zor iş işyerinde sendika temsilcisi olmak. Bu iş gerçekten gönüllü yapılması gereken bir iş. Bir idealist bir insanın yapabileceği bir iş. Bu sendikanın başarısı benim başarımdır. Bu sendikanın büyümesi benim büyümemdir. Hizmet-İş; bir yapının, bir değerler bütününün adıysa o zaman bu değerlerle problemi olan arkadaşlarımızın bu işi yapmaması gerekiyor.

İç ve dış sorunlara karşı ciddi adımlar atılıyor. Ama bunlar her zaman istenildiği gibi yürümüyor. Makroekonomik göstergeler işsizliğin dışında düzgün. Enflasyon düşüyor, ihracat artıyor. Arkasından % 9.9, rekor büyüme. Ancak Türkiye’de risk olarak devam eden işsizlik var. İstihdam oldukça düşük. işsizliği önlemeye yönelik yatırımlar yapılmıyor. Temel sorun bu. İstihdamı nasıl artıracağız ? Nüfus artış hızı dikkate alınırsa, her yıl 800 bin kişiye yeni iş imkanı bulmak zorundayız. İşsizliğin artması bizim için bir tehdittir. Hükümetin bu sorunu çözmesi gerekiyor. “

Eğitim programlarımızın başlangıcı olan Marmara Grubuna Kurucu ve Onursal Genel Başkanımız Manisa Milletvekili Hüseyin TANRIVERDİ de katıldı ve hükümetin sosyal ve ekonomik çalışmaları konusunda bilgi verdi.

Daha sonra program gereği sunumlarını yapan Genel Başkan Danışmanımız Yahya DÜZENLİ, “Hizmet-İş Kimliği ve Temsil Kültürü” konulu tebliğini sundu. Konuşmasının tamamını slaytlar eşliğinde yapan DÜZENLİ; nasıl bir kurumsal kimliğe sahip olduğumuz ve kuşanmamız gereken Temsil Kültürü konusunda ayrıntılı bilgiler verdi. DÜZENLİ, özetle şu konulara vurgu yaptı:

“Dünyanın büyük bir “alışveriş merkezi”ne dönüştüğü ve her şeyin alınıp-satılabilen meta haline getirildiği günümüzde eğer Kimliklerimizi, aidiyetimizi, mensubiyetimizi konuşabiliyorsak, bunları unutmamışsak, kurumsal olarak geleneğimizi geleceğimize taşıyoruz demektir.

Kimlik, “Kim?” sorusuyla başlar. “Kim?”, “Kimsin?” sorusu, insanı ve kurumları benzerlerinden ayırt eder, farklı olduğunu ortaya koyar. Farkımızı, farklılıklarımızla, davranışlarımızla, değerlerimizle ortaya koyacağız. Yeni kimlik kazanılmaz, kimlikler yenilenir, yenileştirilir . Kimlik tahkik edilir, tadil ve tağyir edilmez. Etnik kimliklerden bahsetmiyoruz. Dünyamızı kuşatan bir KİMLİK’ten, aidiyetten bahsediyoruz.

Eski klasik düşünce tarihimizden üç hikaye ile konuşmasını sürdüren Düzenli, “Kendini tavuk zanneden kartal”, “Tavuğun altına konulan kaz yumurtası” ve “Tavus kılığında çakal” isimli üç klasik hikayede kimlik tanımları yaptı.

1. Kartal : Kimliğini unutup yok etme:“Farklı doğmamıza ve farklı özelliklerde olmamıza rağmen eğer şartların tesiriyle çevremizin telkinlerine aldanırsak orijinal kimliğimizi, ait olduğumuz iklimi unuturuz. ! Çevremizin telkinleri bizi yanıltmamalı, onlardan farklı olduğumuz bilincini yitirmemeliyiz.”

2. Kaz : Kimliğini unutmama, hatırlama ve gereğini yapma: “Nerede ve hangi şartlar altında olursak olalım, nerede yaşarsak yaşayalım mutlaka kimliğimizin gereğini yapmalıyız !”

3. Çakal : Kimliğini saklama ve sahte aidiyet: “Ne kadar saklamak isterseniz isteyin, kimlikler sonuna kadar gizlenemez, bir gün mutlaka ortaya çıkar. Her şey aslına rücu eder.“

HİZMET İŞ; Belirsiz, bulanık, flu ve gizli bir kimliğin değil, kendilik değeri olan, açık ve orijinal bir kimliğin sahibidir. Konfederasyon olarak çalışma hayatında, sendika olarak iş kolumuzda, bizi diğer konfederasyon ve sendikalardan ayıran kimliğimiz ve değerlerimizdir. Aynı yerde olsak da biz ayrı ve farklıyız. “

Daha sonra Hizmet ve Hizmet İşçileri’nin ne anlama geldiğinin altını verdiği tarihsel örneklerle çizen Düzenli, ilk kimlik ve aidiyet mücadelesinin ve temsil kültürünün ilk insan olan Hz. Adem’le başladığını ve günümüze kadar devam ettiğini ve edeceğini ifade ederek, “İşte mensubiyet, aidiyet budur: Neyi niçin yaptığının farkında olmaktır.

Bütün Peygamberlerin, gerçek önderlerin hayatı “KİMLİK ve AİDİYET” mücadelesidir. Bildirilen kimliği, giydirilen kimlik haline getirmek.. Bu kimlik ve aidiyet aynı zamanda bir VAROLUŞ çizgisidir, mücadelesidir. Yeryüzündeki varlık sebebimiz: Yaradılışta bize biçilen KİMLİĞE sahip olma, o kimlikle yaşayabilme mücadelesidir. “dedi.

HİZMET= Liyakat + Ehliyet = GÖREV’dir. “Mensubiyet mes’uliyeti doğurur”. “Mensup olan mes’uldür.” Aidiyet; “Ait olma durumu”. Bir inancı, kültürü, toprağı, tarihi BENİMSEME. “Bu toprağa aidim”, “Bu tarihe aidim”, “Bu köye aidim” Bizim aidiyetimizi oluşturan KABULLERİMİZ ve REDLERİMİZ vardır. Kimliği, aidiyeti DEĞER’ler meydana getirir. Bu değerler “fiyatı olmayan” değerlerdir. Bizim; Tarihimizden, coğrafyamızdan, kültürümüzden getirdiğimiz değerleri kendi alanımızda yükseltmek, yeniden yorumlamak ve onlarla yürümek zorundayız.

HİZMET:Bilinçli bir tercihtir. İradi bir kabuldür. Gönüllü bağlılıktır. Sadakattir. Kararı SEN verirsin ! KÖLELİK ise : Bilinçsiz bir itaattir. İradesiz boyun eğmektir. Zoraki bağımlılıktır. Esarettir. Kararı BAŞKASI verir ! Bizim kültürümüzde HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR !

İNSAN; ‘Değerlendirme’ yapabilen varlık olduğu için “DEĞER” sahibidir. İŞ: “insanın şuurlu bir çaba ile ‘emek harcayarak’ meydana getirdiği DEĞER’ dir. Makina’nın ve Hayvan’ın ‘güç sarfederek’ meydana getirdiği ŞEY’ iş değildir.

İnsan; hatıraları olan varlıktır. Yani hatırlayan varlıktır. Tarihi olan varlıktır. Kurumlar da öyle. HİZMET-İŞ’ in de tarihi bir varlık olduğunun bilincinde olmalıyız. Her temsilcimizin; ‘Ben 110 bin kişiyi temsil ediyorum’ bilincinde olması gerekir. Temsilciler; “Sıradan” değil, “Sıradışı” insanlardır. Ait oldukları kimlik, onları “sürü”den ayırır, “seçkin” yapar.”

Programların ikinci gününde “4857 sayılı İş Kanunu ve Getirdiği Yenilikler” ile ilgili sunumlarını yapan ve soruları cevaplandıran Sendikamız Hukuk Müşavirleri Av. Muharrem ÖZKAYA ve Av. Hüseyin ÖZ, şu hususlara temas ettiler:

“İŞ KOŞULLARINDA ALEYHE DEĞİŞİKLİK MADDE 22.
İşçinin rızası dışında aleyhine ücret değişikliği hariç (4857 Sayılı İş Yasası md. 24/II, e, f) artık kaldırılan 1475 Sayılı eski İş Yasasının 16/II, e maddesine göre, iş sözleşmesinin işverenin tek taraflı esaslı bir tarzda değiştirmesi, başkalaştırması ve uygulaması nedeniyle “haklı sebeple” feshederek kıdem tazminatına hak kazanması da söz konusu olmayacaktır.

Hemen ekleyelim ki, işveren, “işçinin ücretinde indirimine” yol açan bir iş değişikliği yapamayacağı gibi (BK.md.60) kendisine bu güne kadar yaptığı işten “ daha ağır bir iş” vererek iş sözleşmesinde “esaslı bir başkalaşma ve değişiklik” yapamaz.

22.MADDENİN İŞÇİYE SAĞLADIĞI HAK :
Yeni İş Yasamızın 22. maddesinde yapılan düzenleme ile işveren iş sözleşmesi ile veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulaması ile oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik yapabilmesi için önce durumu işçiye yazılı olarak bildirmesi gerekecektir. İşçinin de değişiklik önerisini yazılı olarak aldığı günden itibaren altı iş günü içinde değerlendirmesi gerekecektir. Eğer işçi bu süre içinde öneriyi kabul etmezse, kabul edilmeyen değişiklik işçiyi bağlamayacaktır.

ÜCRETİN SÜRESİNDE ÖDENMEMESİ 34.MADDE UYGULAMASI:
4857 Sayılı Kanunun 34. maddesi “ gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.” hükmü nedeniyle gerekse, 5272 Sayılı yeni Belediye Kanununun 49 maddesindeki “ personel ücretlerinin öncelikle ödenir”.

İşyerinde ücretlerin ödenme gününü belirleyen toplu iş sözleşmesi yada iş sözleşmesi bulunmalı,veya alacağı isteyerek işverenin temerrüde düşürülmesi şarttır. Ancak bu şekilde ödenmeyen ücretler için faize hak kazanılır. (Yargıtay 9. H.D. Esas N:2004/12959, Karar N:2004/22023 Karar Tarihi:05.10.2004)

Ücretin gününde ödenmemesi : Ücretini ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde alamayan işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak işçilerin iş görme borcunu yerine getirmemeleri, sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev sayılmaz. Bu işçilerin işçi başka işçilere yaptırılamaz.

YILLIK ÜCRETLİ İZİNLER:

Bir bölümü 14 günden az olmak üzere en çok üçe bölünebilir.

Ayrıca 18 yaşın altında ile 50 yaşın üzerinde olanlar için izin süreleri uzatılmıştır.

4857 Sayılı Kanunun 56. maddesine göre yıllık iznin kullanıldığını ispatlama yükümlülüğü işverene aittir.

Getirilen en önemli düzenleme 59. maddenin (1) bendinde “ İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.

İŞ GÜVENCESİ

Yasada iş güvencesi düzenlemelerinden yararlanmak için öngörülmüş bulunan “ otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdem olan ve “işveren vekili konumunda bulunmayan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesinin” kriterler dava şartıdır.

a. İşyerinde 30 veya daha fazla işçinin çalıştırılması;
b. İşçinin en az 6 aylık kıdeminin olması;
c. İşçinin işveren vekili durumunda olmaması;
d. Belirsiz süreli sözleşme olması/işçinin zincirleme hizmet akdi ile çalıştırılıyor olması;

GEÇERSİZ SEBEPLE YAPILAN FESHİN SONUÇLARI:
a. İşe başlatma veya tazminat ödeme;

İşveren başvuran işçiyi işe başlatmazsa işçiye en az 4 ay, en çok 8 ay ücret tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Mahkeme tazminat miktarını da belirler.

b. İşçinin işe başlamak için işverene başvuruda bulunması zorunluluğu; İşçinin kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunması gerekmektedir.

c. Dört aya kadar ücret ve diğer hakların ödenmesi;
4 aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları kendisine ödenir. Bu hükmün uygulanmasında işçinin işe başlatılması veya başlatılmamasının sonuca etkisi yoktur.

İşyeri sendika temsilcilerinin güvencesi işyerinde çalışan diğer işçilerin güvencesi gibidir ancak, işveren yazılı rızası olmadıkça işyeri temsilcisinin çalıştığı işyerini değiştiremez veya işinde esaslı bir tarzda değişiklik yapamaz. Aksi halde değişiklik geçersiz sayılır. “

Hukuk müşavirlerimiz, Şube yöneticileri ve temsilcilerin işyerleriyle ilgili sorularını da cevaplandırdılar.

Seminerlerde Türkiye ekonomisinin konjonktürel durumu üzerine bilgi veren Dr. Ahmet ATILGAN, “artık kahve Yemen’den değil, Brezilyadan geliyor. Şili’den elma geliyor. Amerika’nın Çin tekstiline kota koyması Japonya’yı korkutuyor. Çin ihracat yapamayınca Japonya’dan ithalat da yapamayacak. Korku bu. Dünya piyasaları gitgide daha sıkı biçimde birbirine eklemleniyor. Petrol fiyatları, Amerikan doları ve Çin parasının (yuan) düşük değerlenmesi, euro ve yenin yüksek değerlenmesi, AB’de Almanya, Fransa ve İtalya’nın 2005 büyüme tahminlerinin %0.5 ila %1.5 arasında değişmesi, Japonya’nın deflasyon riskinden kurtulamaması dünya ekonomisinin başlıca sıkıntılarıdır. Bunları işimiz ve aşımız için bilmemiz gerekiyor” diyerek başladığı konuşmasında şu bilgileri verdi:

“Hükümetlerden bağımsız ekonomi politikaları olmaz. Dışarıdan dayatılmış dahi olsa, bir ülkede elde edilen ekonomik sonuçlarda hükümetin önemli payı vardır. Arjantin buna iyi bir örnek. Son yıllarda IMF ile didişe didişe aldığı olumlu ekonomik sonuçlar, hükümetin başarım yeteneği ile ilgilidir. Türkiye’de de böyle. 2000 yılında uygulamaya konulan istikrar programının aynı yılın Kasım ayında ve izleyen yılın Şubat ayında patlaması, 18 Ocak 2002’de stand-by anlaşmasının yeniden dizayn edilmesi, o zamanki hükümetin başarım yeteneği hakkında güvenilir bir kriterdir. 2002 sonunda göreve gelen şimdiki hükümet IMF programını uyguluyor. Sosyal politika tercihlerini izlediği politikalara çok kısıtlı ölçüde yansıtabiliyor. Asgari ücret, 2005 yılını da kapsamak üzere, reel olarak %40 arttırıldı.Ama, alınan sonuçlar, içerdiği bazı risklere rağmen, iyidir. Büyüme hızı yüksek. Enflasyon toplumun gündeminden düştü. İşsizlik azalmıyor. Hatta Şubat 2005 sonu itibariyle %11.5’e çıktı.Bunu, iyimser bir yaklaşımla, derin yaraların geç kapanmasına benzetmek mümkün. İç piyasada kısmi bir durgunluk var. İç talebin canlandırılmasına karşı IMF ve Türkiye Merkez Bankası çok duyarlılar. Oysa, hasıla yaratıcı etkisi yüksek alanlarda iç talep desteklenerek, piyasadaki durgunluk enflasyona yol açmadan giderilebilir. IMF bu konuda tutucudur.Böyle bir politikaya izin vermiyor. 26 Nisan 2005’te IMF’ye gönderilen ve 11 Mayısta onaylanan yeni stand-by anlaşması 18 Ocak 2002 tarihli niyet mektubunun içerdiği politikalarda bir değişiklik öngörmüyor . Borç stoku ve cari işlemler dengesi istikrar açısından risk alanlarıdır. Hükümet’in bu riskleri yeterli yoğunlukta hissettiği belli olmuyor. Ortalama ücretlerdeki azalma biraz da dünyada neo-liberal dalganın etkisinden kaynaklanıyor. Yatırım ve hizmet göçleri ücretlerin düşmesini kolaylaştırıyor. Sadece hizmet göçünün pazar değeri 65 milyar dolara ulaştı. İşçi haklarının savunulmasında zorlukların üstüste geldiği bir dönem yaşanıyor. Kamu hizmet üretimi azalıyor, hizmet satın alma yaygınlaşıyor. Geçici işçilik, taşeronlaşma yaygınlaşıyor.Teknolojik değişimin de belirleyici etkisi altında işgücü piyasaları esnekleşiyor. Sendikal örgütlenme ve/veya sendikal etkinlik zayıflıyor. Grev hakkı bile teorik olmaya başlıyor. Bütün bu sorunları işçiler kendileri yenecekler. Tıpkı 19.yy’ın son ve 20.yy’ın ilk çeyreğinde vahşi kapitalizmi yendikleri gibi.”

Eğitim Programımızın Kayseri grubu bölümünde Genel Sekreterimiz Rahmi YAVUZ da bir selamlama konuşması yaptı.

Eğitim programlarının son gününde seminere katılan şube yöneticileri ve temsilcilerimize katılım belgeleri takdim edildi.